Dikkat

Bu bloga girerken, kimsenin bilgisini istenmez, üye olmak gerekmez. Kişisel bilgilerinizi asla vermeyiniz.

Adres satırında myelomabilgi.blogspot.com.tr yazmalıdır.

 

28 Aralık 2008 Pazar

Aşılarımız hala geçerli mi?

Aşağıda, çocukluğumuzda olduğumuz aşıların, kök hücre naklinden sonra hala bizi koruyup korumadığına ilişkin, myeloma grubunda yapılan yazışmalar yer alıyor. Amerika'da aşıların yeniden yapılması meğerse standart bir prosedürmüş. Artık bu korumalarımız yok ise, daha dikkatli olmalıyız herhalde. Sizler için derlemeyi ve çeviriyi eşim yaptı.
Bu arada, sorum üzerine doktorum bana grip aşısı olmamam gerektiğini söyledi, onu da belirteyim.
-----------------------------

Craig Finbeiner’in e-postası 27/Aralık/2008
Merhaba,
Kök hücre nakli olmamın üzerinden bir yıl geçti ve şimdi aşılarımı tekrar olmam gerekiğine dair bir bilgi aldım. Onkolog doktorumun asistanı aile doktoruma bu konuda bir fax çekince biraz şaşırdım. Kök hücre naklini yapan doktorlardan böyle bir bilgi almamıştım. Belki gerçekten çok basit bir şey, ama buraya yazan diğer hastaların da böyle tecrübeleri olup olmadığını ve bu konudaki tavsiyelerini merak ediyorum.
Şimdiden teşekkürler,

Janet Snow’un e-postası 27/Aralık/2008
Craig, ben de kök hücre naklini Temmuz 2007’de oldum. Nakil kliniğine 1 yıl sonrası kontrolü için gittiğimde, bana ilk aşıları yaptılar ve sonraki 12 ay içinde olmam gereken aşılarla ilgili bir plan verdiler.

Maria Paul’dan e-posta - 27/Aralık/2007

Herkese merhaba,
Tam bir yıl önce kök hücre nakli olmuştum. Kök hücre nakli sırasında çocukluk aşılarının bize sağladığı tüm bağışıklık da temizlendiği için, tüm aşılarımı tekrar oldum. Yalnız canlı virüs içeren aşıların yapılmaması gekiyor.
Aşılar sırasında hiç bir sorun yaşamadım. Sarılık aşısının üç kere yapılması gerekiyor, birinciyi oldum, ikinci 3 ay, üçüncü de 6 ay sonra yapılacak.
Umarım bu bilgi herkese yardımcı olur.

Charles Goodwin’in e-postası 27/Aralık/2008
İyi günler,
Bir hatırlatma: Bağışıklığın kök hücre naklinden sonra korunup korumadığını belirleyen basit bir kan testi var. Örneğin ben, çocuk felci de dahil olmak üzere pek çok hastalığa karşı bağışıklığımı korumuştum. Bu yeniden olmam gereken aşıların sayısını azalttı.
Selamlar

26 Aralık 2008 Cuma

Yapay kemik iliği...

Aşağıda, ScienceDaily sitesinde yayınlanan 23 Aralık 2008 tarihli bir haber yer alıyor. Bana ilginç geldi, siz de ilgilenirsiniz diye düşünerek çevirdim. Michigan Üniversitesinde geliştirilen yapay kemik iliğini anlatıyor.

Yalnız bir şeye dikkatinizi çekmek isterim. Her ne kadar yapay ilik dense de, aslında yapay bir gözenekli yapı üzerinde, kök hücre çoğaltılıyor. Kök hücre uygulamaları bilinmeyen bir şey değil, fakat şimdi ilaç endüstrisinin üzerinde rahatlıkla çalışabileceği bir ortam oldu. Bu gelişmenin sonuçlarını belki 3-5 yıldan önce görmeyeceğiz ama orta vadede çok daha güçlü ilaçların gelmesi beklenir. Herkes ayağını sıkı bassın.

Yazının orjinalini okumak isteyenler aşağıdaki link’ten okuyabilirler.

http://www.sciencedaily.com/releases/2008/12/081222221558.htm

-------------------------------------------------------------

Yapay kemik iliği bir test tüpünde yaratıldı.


Bu gelişme ilaç testlerine kolaylık sağlayacak, bağışıklık sistemi bozukluklarının daha iyi incelenmesine olanak sağlayacak ve kan nakli için sürekli kan sağlayabilecektir.

Michigan üniversitesi, Kimya Mühendisliği Malzeme ve mühendislik ana bilim dalı, biyomedikal mühendislik bölümü öğretim görevlisi Prof. Nicholas Kotov , maddenin, vücutda kemik iliğini destekleyen dokuyu temsil eden üç boyutlu bir kafese benzer yapı üzerinde büyüdüğünü belirtiyor.

İlik, diğer biyomedikal kafesler gibi, vücut içine yerleştirmek için değil, bir test tüpünün içinde çalışması için tasarlandı.

Araştırma grubunun başındaki Kotov, internet üzerinden yayınlanan Biyomateryal Bülteni için yazdığı makalede, araştırmalar hakkında bilgi verdi. Texas Üniversitesi, Tıp dalı öğretim üyesi Prof. Joan Nichols da projeye bir çok yönden katkıda bulundu.

Kotov, bunun ilk başarılı yapay ilik olduğunu belirtti ve şunları söyledi ; “Kemik iliğinin iki temel işlevi vardır : Kan kök hücrelerini üretmek ve B hücrelerini üretmek. Sonrasında, bir çok hastalıkla savaşmakta ana unsur olan antikorları üreten bağışıklık sisteminin anahtar hücreleri üretilir.”

Kan kök hücreleri, ürettikleri bir çok hücrenin yanısıra, B hücreleri olarak adlandırılan soğukalgınlığı, bakteri enfeksiyonları benzeri, diğer yabancı (ya da bazı kanser türlerini de kapsayan anormal yapıdaki) hücrelerle savaşan beyaz hücreleri üretir.

Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları, kemik iliğinin işlevlerini önemli ölçüde engelleyebilir ve vücudu hastalıklara açık hale getirebilir.Prf. Kotov, yapay iliğin, yeni geliştirilen ilaçların kemik iliği fonksiyonlarını nasıl etkilediğini test etmek için olanak sağlayacağını belirtiyor.

Kotov, kemik iliğinin taklit edilmesi zor, karmaşık bir organ olduğunu belirtiyor. Bu gelişmenin sağlanmasında önemli pay, yapay iliğin üzerinde ürediği üç boyutlu gözenekli yapıya ait. Bu kafese benzer gözenekli yapı (büyük hayvan kemiklerinin ortasındaki ponza taşına benzeyen yapıyı hatırlayın-ÜG), hücreler arası etkileşime olanak sağlayan, çok sayıda hassas olarak ölçülendirilmiş gözeneklerden oluşmaktadır.

Kafesler, besinlerin arasından rahatça geçebileceği şeffaf polimerlerden yapılıyor.Kafesleri oluşturmak için, bilim adamları polimeri, yan yana sıralanmış bilardo toplarına benzer şekilde, ince küreler halinde şekillendiriyorlar. Sonrasında, bu küreler çözülerek, kafesteki mükemmel gözenekli geometri ortaya çıkarılıyor. Bundan sonraki aşama, kafeslerin kemik iliği bağ dokusu hücreleri ve bir tür ilik hücresi olan osteoblasts (kemik dokusu oluşturan hücreler) ile tohumlanmasıdır.

Kotov, küreler halinde şekillendirilen polimerin geometrik mükemmelliğinin, ilaç testlerinin tekrarlanabilirliği ve potansiyel ilaç adaylarının gelişimi açısından çok önemli olduğunu belirtiyor. Bu kafes yapısı, sıfırdan tasarlanarak oluşturuldu.

Bağışıklık ve kan üretimi için gerekli bazı kök hücreler büyür, bölünür ve kemik iliğine çok benzer yapıdaki bu kafessi yapı içindeki gözeneklere dağılırlar.

Araştırmacılar, yapay iliğin New Caledonia/99/H1N1 flu virüsüne karşı, insan iliğinin verdiği tepkiyi verdiğini belirtiyor. Bunun ilk defa olduğuna inanılıyor.

Gerçek ilik gibi davranıp davranmadığını anlamak için, bilim insanları yapay iliği, bağışıklık sistemi kusurları olan bir fareye yerleştirdiler. Fare, insan bağışıklık hücreleri üretti ve yapay ilik üzerinde kan damarları oluştu.

20 Aralık 2008 Cumartesi

Uzun süreli remisyon

Üyesi olduğum myeloma mail grubunda (Amerika'da bu grup) ilginç bir şey oldu. Dan Stephenson isimli bir MM hastası, 10 yıl civarında bir süredir remisyonda olduğu için, doktorunun artık muhtemelen iyileştiğini söylediğini yazdı. Doktoru on yıldır remisyonda olan başka bir MM hastası duymadığını da söylemiş. Bu haber, grupta moral ve sevinç rüzgarının esmesine neden oldu.

Aslında bu konu Temmuz ayında da konuşulmuştu ve gruba gelen mailler ile (İngiltereden, Japonya'dan gelen mailler de var) 16, 14,12,11 yıldır remisyonda olan MM hastaları olduğu ortaya çıkmıştı.

Bu mail grubundan öğrendiğim kadarıyla, yeni (adını hiç duymadığım) ilaçlar gönüllü hastalar üzerinde denenmekte. Bazılarının tedavi amaçlı olduğu da söyleniyor ama henüz tedavi eden bir ilaç yok ortada. Amerika'da kullanılan ilaçların biraz daha çeşitli olduğunu görüyorum, fakat önemli ilaçların hepsi burada da kullanılmakta. Örneğin Revlimid (Renalidomid) , Talidomid'in bir türevi. Yan etkilerinin daha az olduğu söyleniyor. Yakın zamana kadar Türkiye'de yoktu. Geçen ay doktorum bir şirketin bu ilacı ithal etmeye başladığını söyledi ama emin değildi.

Bu konularda bilgi sahibi olanlar varsa lütfen bu yazıya yorum yazsınlar.

Ben de uzun süredir remisyonda olan MM hastalarından "... yıl oldu, hala burdayım" türünden yorumlar yazmasını rica ediyorum. Hep kötü şeylerden bahsetmeyelim.

Aşağıda mail metinlerini (İngilizce) bulacaksınız.
Sağlıcakla kalın.

----------------------------------------------------------------------Date: Thu, 18 Dec 2008 23:07:58 -0600From: Bob and Val <prather64@VERIZON.NET>Subject: Re: Good NewsHey Dan! Congratulations! I'm sure we all want to hear what your treatmenthas been! You are an inspiration to everyone.Val in Texas----- Original Message -----From: "Susan Step" <Srstep@AOL.COM>To: <MYELOMA@LISTSERV.ACOR.ORG>Sent: Thursday, December 18, 2008 10:27 PMSubject: [MM] Good News>

I just came back from Arkansas and hear my doctor utter something I never> thought would be said. He said I was probably cured. He said he never has heard of someone being in remission as long as I have, almost 10 years, coming out of remission and relapsing. yeah yeah. Yes there is a cure. Merry> Christmas> to you all. Dan Stephenson.

> **************One site keeps you connected to all your email: AOL Mail,> Gmail, and Yahoo Mail. Try it now.> (http://www.aol.com/?optin=new-dp&icid=aolcom40vanity&ncid=emlcntaolcom00000025)>> [To Join or Leave the list, go to => http://www.acor.org/myeloma.html ]> [Web Archives => http://listserv.acor.org/archives/myeloma.html ]> [International Myeloma Foundation => http://www.myeloma.org ]--------------------------------------------------------------------------------



------------------------------Date: Wed, 23 Jul 2008 10:20:27 +0000From: Debra Stern <pha516@ATT.NET>Subject: 16 years and still counting

I also have been very lucky - diagnosed 12 years ago in 1996 . No treatment to date except Aredia. I pray every day that it stays that way. I just have no time for myeloma!!!!!!!Debbie

------------------------------Date: Wed, 23 Jul 2008 06:31:24 -0400From: Priscilla Green Shaw <peashaw@COMCAST.NET>Subject: Re: 16 years and still counting. . . . and I was diagnosed 14 years ago, in 1994, at age 39, and spentapproximately 10 of those years (following a stem cell transplant in 1995)in complete remission taking nothing but Aredia / Zometa.------------------------------Date: Wed, 23 Jul 2008 12:11:11 +0100From: "Alison, London UK" <londonalison@GOOGLEMAIL.COM>Subject: Re: 16 years and still counting

I've noticed that quite a lot of the long time survivors seem to be onAredia/Zometa.As far as I know this medication is to prevent bone damage, but I justwondered whether it has some other therapeutic value for Myeloma over andabove that?On Wed, Jul 23, 2008 at 11:31 AM, Priscilla Green Shaw <peashaw@comcast.net>wrote:>

. . . . and I was diagnosed 14 years ago, in 1994, at age 39, and spent approximately 10 of those years (following a stem cell transplant in 1995)> in complete remission taking nothing but Aredia / Zometa.--Alison, London UK

------------------------------Date: Wed, 23 Jul 2008 21:06:09 +0900From: Susumu Ata <s406k307@KA1.KOALANET.NE.JP>Subject: Re: 16 years and still counting> I've noticed that quite a lot of the long time survivors seem to be on> Aredia/Zometa.>>

As far as I know this medication is to prevent bone damage, but I just wondered whether it has some other therapeutic value for Myeloma over and above that? Contrary to many long time survivors on Aredia/Zometa (only),my 10 years and 1 month MM wife has never been on Aredia/Zometaand or other bisphosphonates. Her hem doc declined our request forAredia based on the above normal bone density and probable riskto kidney. She has never got bone involved.Just for your info.Susumu, Japancaregiver to lambda light chain wife for 10 years and 1 month, who isin full remission

------------------------------Date: Wed, 23 Jul 2008 08:12:52 -0500From: Donna Finney <donnafinney@COMCAST.NET>Subject: Re: 16 years and still countingSubject: Re: 11 years and still counting.

. . . and I was diagnosed 11 years ago, in 1997, at age 54, and spentalmost all of those intervening years on one type of chemo then another(stem cell transplant in 1997) all chemo's worked for awhile--now I am on Zometa every three months. Wait for the next elevation innumbers--start the next round of whatever is new, next clinical trial ordraw my sword and slay the beast.Never thought there were so many of us .. wow we are gaining on it I love you all and know we are going to have a cure soon.

donna in Nashville TN

6 Aralık 2008 Cumartesi

Ne yapalım? soruları...

Benim doktor olmadığımı hatırlatmak istiyorum. Çünkü bir çok "ne yapalım" sorulu mail geliyor. Çaresizliğin ne demek olduğunu bilirim, inanın üzülüyorum ve yardımcı olmak istiyorum. Ama ben tıp otoritesi değilim ki, şunu yapın diyebileyim. Ben de sizin gibi hastalardan biriyim.

Size bir web sitesi tavsiye etmek istiyorum.

www.ferhanoglu.com

Cerrahpaşa hastanesinin ünlü doktorlarından olan sayın Prof.Dr. Burhan Ferhanoğlu, sitesinde, sorduğunuz sorulara mail ile cevap veriyor.

Sağlıcakla kalın.

9 Kasım 2008 Pazar

Ayak uçlarında uyuşma (nöropati)

El ve ayak uçlarındaki uyuşma, kanser tedavi ilaçları alan hastaların ortak derdi. Bu bazen çok rahatsız edici boyutlara gelebiliyor.

Üyesi olduğum myeloma mail gurubunda (Amerika'da bu grup) bu konu bi ara çokça tartışıldı. İlaçlardan bağımsız olarak bir şey yapılabilir mi diye tartışılıyordu.

Önce, bir MM hastası ayakları kakao yağı ile ovmayı önerdi. Kakao yağı'nın içinde E vitamini varmış ve bildiğiniz gibi E vitamini sinirlerle ilgili problemlerde veriliyor. Hatta ben de düzenli olarak [Nörontin+Apicobal(E vit.)] bileşimini kullanıyorum uyuşmaya karşı, ama bir yere kadar işe yarıyor.
Bir süre sonra başka biri %95 Papatya kremi + %5 Okalüptüs yağı (mentol) den oluşan bir karışımla ayakları ovmayı önerdi.Kendisinin çok faydalandığını yazdı.

Ben ikisini de denedim. Sanki ikinci seçenek (Papatya kremi+Okaliptüs yağı) daha iyi gibi. Kakao yağı gibi hemen emilmiyor ve daha uzun ovmaya izin veriyor. Papatya kremi ve Okaliptüs yağı karışım oranlarına fazla takılmayın, avucunuza aldığınız kreme çok az yağ döküp tatbik edin.Hepsi bir yana, 5-10 dakika biri bu kremlerle ayağınızı ovuşturuyorsa, sadece bu bile çok iyi geliyor açıkçası.

SONRADAN ANLADIĞIM ÖNEMLİ BİR NOKTA : TUZU KESİN..TUZU KESİN... TUZU KESİN... TUZU KESİN..

Sağlıcakla kalın.

NOT : Aşağıda sayın Dr.Zülal Kutluay'ın bir yorum ile belirttiği önemli bir metin var. Bu metni de burada yayınlamayı uygun buldum :

Ümit Bey, izninizle nöropati ile ilgili yanıtınıza ekleme yapacağım. Nöropatiler sizin dediğiniz gibi, özellikle ayaklarda başlayan acımalar, hassasiyet, duyu bozuklukları şeklinde başlayıp hem belirtileri ağırlaşır, hem de seviyeleri yukarı doğru ilerler, zaman içinde ellerde ve gövdede de yayılımı olur. Şiddetleri acıma-kaşıntı-ileri derecede duyarlılık-ağrı-şiddetli ağrı-şimşek çakması benzeri yakınmalar şeklinde ağırlaşan belirtiler gösterebilir. Kramplar ya da benzeri olaylar da içerebilir. 

Myelomada nöropatiler hastalığın genel belirtileri arasında olabileceği gibi alınan ilaçlar -özellikle thalidomide, velcade-nedeni ile de ortaya çıkabiliyor. (Şeker hastalığındaki nöropatileri de duymuş olabilirsiniz, mekanizmaları farklı olmakla beraber belirtileri aynıdır.)

Söz ettiklerim yalnızca duyusal nöropatilerdir. Bir de motor, yani istemli adeleleri ilgilendiren ve iç organları ilgilendiren formları var. Bunlar oldukça ayrıntılı, ama kısaca iç organları ilgilendiren formlarından bahsetmeliyim. Bunlar eşimde ortaya çıktı, sizlerde de olabilir. Özellikle sindirim sisteminde belirgin, zaman zaman nedensiz, ateşsiz ishal atakları ya da kabızlık olabiliyor. Ya da cinsel alanda ortaya çıkabiliyor. Bu belirtileri nörolog arkadaşım bana "viseral nöropati" olarak adlandırdıklarını söylemişti. 

Nöropatiler için sizin de ifade ettiğiniz gibi b vitaminleri-Benexol,apikobal..- ve Nörontin, Lyrica gibi antiepileptik-antinöropatik ilaçlar kullanılıyor. Bunlar doz olarak belirtileri hafifletmediğinde hekimler dozunu arttırabiliyor. Ama maalesef özellikle motor ve iç organ nöropatileri için çok yeterli olamıyor bu ilaçlar. En azından eşimde böyle oldu, oluyor. Umarım yardımcı olabilmişimdir bir hekim ve hasta yakını olarak. Hepinize sağlıklı günler diliyorum. 

Bu arada Ankara üniversitesi hematoloji kliniği bizim de tedavi olduğumuz yerdir ve Dr. Osman İlhan oradaki tüm öğretim üyeleri gibi ilgili ve bilgili bir hocadır. O klinikte de tüm hematoloji birimlerinde olduğu gibi hastalar hakkında tedavi kararını, akademik toplantı ile, konsey verir, bir tek hekim kararı ile tedavi uygulanmaz. (Benim görüşüm bu, etik olarak da eğitim hastanelerinde uygulama bu şekilde olmalıdır zaten. )

Dr.Zülal Kutluay  

21 Eylül 2008 Pazar

mail / yorum

Değerli arkadaşlar,




Bana son zamanlarda çokça mail gelmeye başladı. Takdir edersiniz, herkese cevap yazmam mümkün değil.




Eğer özel bir durum yoksa, mail göndermek yerine yorum yazmanızı rica ediyorum.

Su içmenin önemi

Eminim biliyorsunuzdur fakat hatırlatmakta fayda var. Biz mm hastalarının günde en az 2 lt su içmesi gerekiyor. Tedavinin hangi aşamasında olursanız olun. Ağır ilaçlar kullanıyoruz ve az su içersek bu ilaçlar böbreklerde birikiyor. Bol su içip ilaç kalıntılarını yıkamanız lazım.Böbreğimizi korumalıyız, başımıza ciddi iş açabilir.

Ben az su içtiğim için tükürük bezlerim iltihaplandı ve yüzüm davul gibi şişti. Sadece su içerek de geçti. Dersimi aldım, şimdi sürahi sürekli önümde duruyor.

Sağlıcakla kalın.

Ayak şişmesi

Benim ayaklarım (özellikle sol) şişerdi ve ben bunu Talidomid'e bağlardım. Hastanede Talidomid ve Kortizon kesildiği halde ayaklarımın şişi inmedi. Bu süre içinde tansiyonum yüksekti. Sonradan bana tansiyon düşüren ilaç verildi ve ayaklarım şişmekten vazgeçti. Şu anda da tansiyonum düşük ve ayaklarım şişmiyor.

Sadece bir gözlem. Aslında ilaçların yan etkileri ve etkileşimleri çok karışık. Yanlış bilgi vermekten korkuyorum, bu nedenle kesin yargılarda bulunmaktan kaçınıyorum. Fakat ayakları şişenler, tansiyonlarını kontrol etse iyi olur. Yüksek tansiyon da ayakları şişiriyor.

Tuzdan da uzak durmak şart tabii.

Sağlıcakla kalın.

Depresyon ve moral bozukluğu

Son zamanlarda bana gelen mail'lerden bir kısmı, hastanın hem kendisine, hem de etrafına (ki bu etraf çoğu zaman hastaya bakan aile üyelerinden oluşuyor) kötü davranması ile ilgili. Buna hiç şaşırmıyorum doğrusu. Alınan ilaçlar ve kortizonun, hem depresyon hem de agresiflik (saldırganca tutum) konusunda sabıkası var. Ben de ilk zamanlarda öyleydim, sonra kendi çabamla etrafıma eziyet etmekten vazgeçtim. Ben gerçekten iyileşmeyi istedim, dua ettim ve çaba gösterdim. Kendimin gayet normal olduğumdan emin olsam bile (!) söylediklerime dikkat etmeye çalıştım.

Ama bazı hastalar bunu anlamamakta ya da yapmamakta ısrar ediyor. Başına gelenlerin acısını, çevresindekilerden çıkarmak ister gibi davranıyor. Bazıları da, hastalığı bir silah gibi kullanarak, kendine hizmet edilmesini sağlamak için kullanıyor.

Bazı hastaların yaşı ve yan etkilerin yıpratıcılığı nedeniyle ölmeyi istemeleri ise ayrı ve sık raslanan bir durum. Pes ediyorlar. Aslında en tehlikelisi de bu, çünkü ölmeyi isteyen birine hiç bir tedavi yardımcı olamaz. Sağlıklı bile olsanız, canınız fazlaca sıkıldığında, moraliniz bozulduğunda hasta olursunuz. Bunun nedeni bağışıklık sisteminin, ruh durumunuzla doğrudan ilintili olması. Zaten ilaçlar bağışıklık sistemini yerle bir ediyor, siz de, zayıflamış olsa bile mücadele etmeye çalışan vücudunuza "mücadele etme" mesajı gönderiyorsunuz.

Peki çare ne? Bu yan etki ile nasıl mücadele edebiliriz ?

Bir kere "Moralini bozma" diyerek değil. Bu daha çok can sıkıyor. Herkes de bunu söylemeyi marifet sanıyor.

Doktorlara sorarsanız psikiyatr'a gidin diyorlar. Yakın zamanda ben gittim. Daha doğrusu eşim gönderdi. Ben kendimle ilgili hiç bir problem olmadığını düşünüyordum, ama eşim "çok tahammülsüz" olduğumu söyledi. Buyrun bakalım.

Psikiyatr'ın baktığı temel nokta şu: Yeni sınırlarınızı anladınız ve kabul ettiniz mi ? Bu kabul edişle birlikte, hayat neşenizi kaybetmeden yola devam edebiliyormusunuz ?

Neyse, doktor beni başarılı buldu, buna rağmen iki ilaç yazdı. Biri depresyon, diğeri agresifliğe karşı. Biri alıp kendi kullanmaya kalkar diye burada ilaçların adını vermeyeceğim. Ama ben ilaçları almadım. Böbreklerim yeterince ilaçla başetmeye çalışıyor, daha fazla yüklemeyeyim diye düşündüm. Belki ilerde, Talidomid miktarı artarsa, ya da Talidomid diğer ilaçlarla birleştirilerek verilirse, bu ilaçlara ihtiyacım olabilir, ama şimdi kullanmak istemiyorum. Dolayısıyla, psikiyatr'a gitmek yardımcı olabilir bazılarına.

İlk dönemlerde Reiki öğrendim ve uyguladımsa da, sonra bıraktım. Dua ederek doğrudan Allah'tan yardım isteyebiliriz. Başka şeylere, yollara ihtiyacımız yok.


Sağlıcakla kalın.

20 Eylül 2008 Cumartesi

Enfeksiyon kaptım.

Değerli arkadaşlar,

Siteyi uzun süredir güncelleyemedim, özür dilerim. Ağustos ayının yarısı, çalıştığım işlerden çekilmekle geçti. Çünkü müşterilere gitmek, deniz otobüsünü yakalamak, erkenden yola çıkmak, saatlerce otomobil kullanmak, taksi avlamak, köprüyü geçmek gibi işler bana fazlaca ağır gelmeye başlamıştı. Ofisten yapılan işler istiyordum.

Beni en çok zorlayan şey de, başımın çokça dönmesiydi. Özellikle otururken ya da yatarken aniden kalktığımda düşecek gibi oluyordum. Bu durumu yaz başından beri yaşamama rağmen, doktorum ve ben sıcak havalara ve tansiyona bağladık. Başımın dönmesi, daha doğrusu dengemi sağlamaktaki zorluk gittikçe arttı. Ta ki ben yürüyemez hale gelene dek.

20 Ağustos (2008) de kendimi bir taksiye atıp, hastaneye gittim. Durumum acıklıydı. Taksiye zor bindim ve zor indim. Beni acil servise aldılar, bir beyin MR'ı çektikten sonra hemen yatırdılar. Beyin MR'ında dört lezyon (ne olduğu anlaşılamayan karanlık nokta) görmüşlerdi.

Bu dört noktanın tümör olduğundan emindim. Sonradan öğrendiğime göre bütün doktorlar da aynı şeyi düşünmüştü. Emin olmak için biyopsi gerekir dediler. Biyopsi hastanın izni olmadan yapılamıyor. Doğrusu izin vermek konusunda çok düşündüm. Tümör olduğuna emindim, moralim bozuktu ve en kötüsüne hazırdım. Ama doktorum ve eşim beni ikna etti, biyopsiyi kabul ettim.

Biyopsi ile numune almadan önce, MR'da görülen noktalar ile kafamın içindeki koordinatları eşlemek için, başıma metal bir başlık geçirdiler. Bu başlığın oynamaması için de resmen kafama (lokal anestezi ile) vidaladılar ve ameliyathaneye indik. Sonrasını hatırlamıyorum.

Her neyse..uzatmaya gerek yok. Görülen noktaların tümör olmadığı ortaya çıktı. Beynimde bakteri ya da mantar'dan kaynaklanan enfeksiyon ve bu enfeksiyona bağlı ödem olduğu anlaşıldı. Tedavi edilebilen bir hastalık..Herkes sevindi. Fakat acaba bunlar hangi mantar ve bakterilerdi ?

Bakteri türünün belirlenmesi oldukça zor bir iş aslında. Alınan kan örneğini farklı ortamları taklit ederek bekletiyor ve bakteri üremesini bekliyorlar. Fakat bu ortamlar o kadar farklı ve o kadar çok ki. Yanlış seçilen ortamda bakteri üremiyor, dolayısıyla o bakterinin olmadığına karar verilebilir. Bu kadar basit. Enfeksiyon doktorunun dikkati ve tecrübesi çok önemli.

Sonuçta iki bakteri türü belirlendi, fakat üçüncüsü için kan örneğinin yurt dışına gönderilmesi gerekti. Bakteri türleri belli oldukça, aldığım antibiyotiklerden bir kısmını iptal ettiler. Fakat ben bir ay hastanede yattım. Bu arada aldığım antibiyotikler, bildiğim antibiyotiklerden çok farklıydı, hem çok pahalı hem de çok ağır ilaçlardı ve damardan serum içinde veriliyordu. Beyin, hem mikropları hem de ilaçları çok zor ve kısmen alırmış. Dolayısıyla, alınan antibiyotiklerin beyne gitmesi için, dozunu çok yüksek tutuyorlardı.

Bu arada port'um olduğuna bir kez daha şükrettim çünkü ilk hastaneye geldiğimde açılan damaryolları morardılar. (Damar bulmak da gittikçe zor olmaya başlamıştı.) Port çok işe yaradı, hala da yarıyor. (Port'un ne olduğunu bilmeyenler için not : Göğüste ana damara kalıcı olarak bağlanan bir damaryolu. Girişi deri altında kalıyor ve gazoz kapağı büyüklüğünde. Kök hücre naklinde zorunlu olarak takılıyor)

Bu bakterilerin beynime yerleşmesinin sebebi, bağışıklık sisteminin iyice aşağı çekilmesiydi. Kortizon, Talidomid ve hastalık:hepsi de bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Zaten kolayca hasta oluyor, zor iyileşiyordum. Yaz boyunca deniz otobüsünün herkesi donduran ve mikropları eşit olarak dağıtan klimasına maruz kalarak, nezle ve öksürükten kurtulamadım. Ama bu bakterileri nereden bulduğum konusunda bir fikrim yok.

Tedavinin ilk iki haftasında Talidomid'i durdurdular. Şimdi iki adet (100 mg)olarak devam ediyorum. Kortizon (dekort)'u da kestiler. Bağışıklık sistemini biraz yukarı kaldırmak isyorlar. Dolayısıyla bundan sonraki hayatım, bir denge kurmaya çalışarak geçecek anlaşılan. Bu arada pek bir şeye bakamadım. Hastanedeki zamanımın çoğu da uyuyarak geçti. Sadece blog'la değil, hiç bir şey ile uğraşamadım.

İşin ilginç yanı, Igg bu arada tarihinin en düşüğü (412) çıktı. Oysa 10 gün Talidomid kullanmamıştım. (Sakın yoğun olarak aldığım antibiyotiklerden olmasın !..VAD tedavisinde de bir antibiyotik kullanılıyor...)

İşte böyle. Şimdi ilaçları (port'tan) almak için günde üç kez hastaneye gidiyorum. Üç tür bakteri ve iki antibiyotik..Antibiyotiklerden birinin aylık masrafı on bin YTL'yi geçiyor. (Meronem)Diğeri ucuz (Bactrim Forte) İlaç parası cepten verilecek gibi değil. Allahtan özel sigortam var ve masrafı ödüyor.

Yani dertsiz başıma :-) ek dert aldım.

Siz siz olun, temizliğe, hastalık kapmamaya dikkat edin. Özellikle kış gelirken, aksıran, tıksıranlardan uzak durun.

Sağlıcakla kalın.

Geç güncelleme için özür ve beyinde ödem...

Değerli arkadaşlar,




Siteyi uzun süredir güncelleyemedim, özür dilerim. Ağustos ayının yarısı, çalıştığım işlerden çekilmekle geçti.Çünkü müşterilere gitmek, deniz otobüsünü yakalamak, erkenden yola çıkmak, saatlerce otomobil kullanmak, taksi avlamak, köprüyü geçmek gibi işler bana fazlaca ağır gelmeye başlamıştı.




Beni zorlayan şeylerden biri de, başımın dönmesiydi. Özellikle otururken ya da yatarken aniden kalktığımda düşecek gibi oluyordum.




Bu durumu yaz başından beri yaşamama rağmen, doktorum ve ben sıcak havalara ve tansiyona bağladık. Bu gittikçe arttı. Ta ki ben yürüyemez hale gelene dek..




20 Ağustos (2008) de kendimi bir taksiye atıp, hastaneye gittim. Durumum acıklıydı. Taksiye zor bindim ve zor indim. Beni acil servise aldılar, bir beyin MR'ı çektikten sonra hemen yatırdılar. MR'da dört lezyon (ne olduğu anlaşılamayan karanlık nokta) görmüşlerdi.




Bu dört noktanın tümör olduğundan emindim. Sonradan öğrendiğime göre bütün doktorlar da aynı şeyi düşünmüştü. Emin olmak için biyopsi gerekir dediler. Biyopsi hastanın izni olmadan yapılamıyor. Doğrusu izin vermek konusunda bir kaç gün düşündüm. Beyinde tümörün, öbür tarafa giden en hızlı yol olduğunu düşünüyordum. Ama doktorum ve eşim beni ikna etti, biyopsiyi kabul ettim.




Biyopsi almadan önce, MR'da görülen noktalar ile kafamın içindeki koordinatları eşlemek için, başıma metal bir başlık geçirdiler. Bu başlığın oynamaması için de resmen kafama (lokal anestzi ile) vidaladılar. Sonra MR çekildi.




Her neyse..uzatmaya gerek yok. Tümör olmadığı anlaşıldı. Mantar ve bakterilerden şüpelendiler ve bana hem mantara hem de bakterilere karşı ilaçları beklemeden yüklemeye başladılar.




Alınan örnekte üç bakteri üredi. Aslında ikisi








22 Temmuz 2008 Salı

Sirac Dilber tedavi yöntemi

Aşağıda doktorum Siret beyin Sirac Dilber çalışmaları hakkındaki yorumu var :

"Natural Killer hücreleri ile tedavi yöntemi şu anda Multiple Myeloma'da halen devam eden birçok deneysel çalışmadan birisidir. Kesin olarak nasıl sonuçlanacağını zaman gösterecektir. "

11 Temmuz 2008 Cuma

Zometa

Zometa, kemikleri koruyan bir ilaç .Multiple myleloma (MM) tedavi edilmezse kemikleri çözüyor. Bu nedenle, teşhiste kullanılan parametrelerden biri de kandaki kalsiyum oranı. Bu oran yüksekse, nedenlerinden biri de MM olarak düşünülüyor.
Zometa, kanserin kemiklere sıçramasını ve zarar vermesini önleyen bir ilaç. Bu nedenle MM hastaları için hayati önemde. Ömür boyu verilmiyor ama kök hücre nakli gibi önemli bir operasyon ya da ameliyat geçirmiş hastalara bir kaç sene müddetle ayda bir kez veriliyor.

Fiyatı 566 YTL gibi bir şey. İnşallah cepten vermiyorsunuzdur.

Zometa kullananlar..Dikkat !...

Aşağıda Hilmi Bezirci ve Ayça Sabuncu'nun uyarıları yer alıyor. Zometa kullananların dikkatle okumasını tavsiye ediyorum.

Ayça Sabuncu

Ümit bey, konu şu ki annem 4 yıldır zometa kullanıyor. Çok faydalı bir ilaç ki zaten siz de bundan bloğunuzda bahsetmiştiniz. Ancak sorun şu ki; 2 yıldan fazla bu ilacın kullanılması, hastada osteonekroz gelişmesine sebep oluyor.

Annem şimdi osteonekrozdan kaynaklanan sıkıntıları yaşıyor. Bölgesel kemik ölümü gerçekleştiği ve orada açık bir yara oluştuğu için, annem şimdi çok ağrı çekiyor. iltihap yapıyor ve şişiyor. ağız kokusu da cabası... Operasyon yapacaklar, ancak bunun için 4-6 beklenmesi gerekiyormuş. Buna ilaveten, zometayı kestiler. Yani annemin kemikleri şimdi korumasız durumda ve tedavide gerileme süreci yaşıyor.
Bunun olabileceğini biz çok geç öğrendik. Annem 11 ay kadar önce diş çektirdi. Meğer diş çektirmek, süreci hızlandırıyormuş ve annem şimdi bu yan etkiyi yaşıyor. Zometa kullananların ağız ve diş sağlığına çok dikkat etmeleri gerekiyormuş. Bize bunu baştan söyleselerdi belki bu noktaya gelmezdik diye düşünüyorum.

Sizin de MM hasta ve yakınlarını bilgilendirmek üzere deneyimlerinizi paylaştığınızı biliyorum ve size teşekkür borçluyuz. Naçizane
Ricam şu ki; zometa ve osteonekroz gelişimi konusundan bloğunuzda bahsederseniz pek çok kişiyi bilgilendirmiş olacağımıza inanıyorum. çünkü bir hayli takipçiniz olduğunu biliyorum.
ilginize teşekkür eder saygılar sunarım

merhaba benim annem onkoloji hastası ve bu ilacı 10 senedir kullanıyor ve bu ilaç kullanılırken diş tedavisi uygulanmazmış bize hiçbir doktor böyle bir bilgi vermedi ve annem bir diş tedavisi geçirdikten sonra çene kemiği çürümeye başladı ve çene kemiğinden 4 kez ameliyat oldu ama çürümeyi henüz durduramadılar.
--------------------------------------------------------------------------------------------------

Zometa'nın yan etkilerini aşağıdaki siteden okudum. Burada sizin için özetleyeceğim. Bendeki yan etkileri + ile işaretledim.

Bu arada, aşağıda bahsedilmemesine rağmen, Zometa bende diş eti çekilmesine, dolayısıyla diş hassasiyetine neden oldu. Özellikle soğuk ve asitli şeyler yerken ya da içerken problem yaşıyorum. Bu problemi, mail grubunda başkalarından da duyduğum için bir Zometa yan etkisi olarak ayrıştırabiliyorum. Ancak, aşağıda yazan çoğu yan etkiyi de deneyimlemediğimi belirteyim.

Zometa hakkındaki tüm bilgileri ve yan etkileri şu siteden aldım :
http://www.ilacrehberi.com/cgi-bin/vademecum.asp

Sıklık ölçeği: Çok yaygın (≥1/10), yaygın (≥1/100, <1/10), seyrek (≥1/1,000, <1/100), ender (≥1/10,000, <1/1,000), çok ender (<1/10,000). Çok yaygın olarak

hipofosfatemi;
Vikipedi diyorki : Kan serumunda fosfat yoğunluğunun düşmesi sonucunda vücudun enerji metabolizmasının bozulması ve kan dolaşımı ile dokulara oksijen taşınmasının aksaması.
aşağıdaki bilgiler için şu sitelerden faydalandım :
http://lokman.cu.edu.tr/anestezi/reanimasyonnot/elektrol.htm
http://www.hastane.com.tr

Barsaklardan fosfor emiliminin azalması
1-Uzun süren açlık
2-Fosfat bağlayıcıları ( Mg, Ca ve Al içeren antiasitler )
3-Vitamin D eksikliği
4-Malabsorbsiyon, steatore, diare

SEMPTOMLAR
Fosfor azalmasına bağlı semptomlar, intraselüler ATP miktarındaki düşüşe ve eritrositlerde 2,3 DPG’nin eksikliği nedeniyleoksijen taşınmasının bozulmasına bağlanabilir.

Nöromüsküler semptomlar:

Hafif ; huzursuzluk, konfüzyon (kafa karışıklığı) +
Şiddetli; stupor (cevrede olup biteni iplememe bi bakima farkindasızlık-ekşi sözlük'den - , Çevreye ve çevresel uyarılara duyarlılığın ve tepkinin azaltığı yarı uyku hali ) +
koma, konvülsiyon (Genellikle bilinc kaybı ve istemli kasların tümü ya da bazılarında şiddetli ritmik kasılmalarla karakterize ani bir atak. Daha çok sara hastalığının bir belirtisidir.)
Parestezi (Uyuşma, karıncalanma veya yanma hissi gibi duyusal bozukluklar.)
Kas zayıflığı ( Solunum kaslarının tutulumu sonucu hipoventilasyon ) +
Rabdomiyoliz ( Yüksek plazma CPK düzeyi, ABY )
Hematolojik : Hematolojik : Hemoliz Hematolojik : Hemoliz
2,3 DPG miktarı azalır.
Lökosit fonksiyonları azalır ( sepsis-Bütün vücuda yayılan enfeksiyon - riski artar. )
Trombositopeni (Kandaki trombosit sayısının 150.000'İn altına inmesiyle ortaya çıkan durum.)

Diğer :

Myokard kasılmasında bozukluk ( kardiyak autput azalır. )
İştahsızlık, bulantı, kusma
Osteomalazi (Erişkinlerde D vitamini eksikliği nedeniyle kemiklerin yumuşaması (çocuklarda görülen raşitizm gibi, fakat raşitizm aynı zamanda büyümeyi de engeller); diyetle yetersiz alım ya da güneş ışığının eksikliği, veya her iki nedenin bir arada bulunmasıyla oluşabilir.)
rikets
Tip 3 distal renal tübüler asidoz (Böbreklerde asit artışı)


Yaygın olarak
başağrısı +
konjonktivit (Halk arasında göz nezlesi veya pembe göz denir. Göz yuvarlağının üstünü örten ince zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde konjonktivit denir. Çoğunlukla ilk bahar aylarında görülür.Gözde sulanma; kanlanma, batma hissi veya ağrı vardır. Hasta ışığa bakmakta güçlük çeker)
bulantı, kusma,
anoreksi (Anorexia Nervosa, özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna rağmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir bozukluktur. Bu durum genellikle kişinin çok şişmanladığı kanısı ile mübalağalı bir şekilde rejim uygulaması ile başlar, önceleri kontrol edilebilen iştah bir süre sonra hakikaten yok olur ve zayıflama normal ölçüleri aşar.)
kemik ağrısı,
miyalji (kas ağrısı)
artralji (Eklem ağrısı )
böbrek bozukluğu;
ateş, grip-benzeri sendrom (yorgunluk, rigor, huzursuzluk ve ateş basması dahil)
kan kreatinini ve kan üresinde artış ve hipokalsemi (Kandaki kalsiyum düzeyinin düşmesi)


Seyrek olarak

Seyrek olarak trombositopeni (Kandaki trombosit sayısının 150.000'İn altına inmesi)
anemi (kansızlık,Tıp dilinde anemi denilen kansızlık, kandaki kırmızı hücrelerin veya hemoglobin denilen kırmızı maddelerin ya da her ikisinin de azalmasıdır)
lökopeni (Dolaşan kanda akyuvar sayısının 5.000/mm3'ün altına düşmesiyle beliren patolojik durum)
baş dönmesi +
parestezi (Uyuşma, karıncalanma veya yanma hissi gibi duyusal bozukluklar)
tat bozuklukları +
hipoestezi (Vücut yüzeyine uygulanan belirli uyanları algılama yeteneğinde azalmayla beliren duyarlılık bozukluğu)
hiperestezi (Deri yüzeyine uygulanan bazı uyanları algılama yeteneğinin artmasıyla beliren duyu bozukluğu)
tremor (El ve ayak titremesi) +
Psikiyatrik bozukluklar: Seyrek olarak anksiyete, uyku bozukluğu;
bulanık görme.
Gastrointestinal (mide- barsak) bozukluklar
diyare
konstipasyon (kabızlık)
karın ağrısı
dispepsi (hazımsızlık)
stomatit (ağız içi iltihabı, karbonat acısını alıyor.) +
ağız kuruluğu +
Solunum, Göğüs ve mediyastinal bozukluklar:
dispne (nefes darlığı)
öksürük.
Cilt ve cilt altı dokusu bozuklukları:
kaşıntı, döküntü (eritematöz ve maküler döküntüler dahil),
terleme artışı
Kas iskelet, bağ dokusu ve kemik bozuklukları:
kas krampları. Kardiyovasküler bozukluklar:
akut böbrek yetmezliği,
hematüri (idrarda kan bulunması)
proteinüri
Bağışıklık sistemi bozuklukları:
aşırı duyarlılık reaksiyonu;
asteni (halsizlik)
periferik ödem (Vücudun anormal derecede su toplamasına halk arasında istiska; tıp dilinde ise ödem denir. Veya hidrofizi denir. Yüzde, ellerde, ayaklarda veya karında ağrısız şişlikler görülür)
enjeksiyon bölgesi reaksiyonları (ağrı, iritasyon, şişme, sertleşme dahil), göğüs ağrısı, kilo artışı. Laboratuar anormallikleri
hipomagnezemi


Ender olarak

pansitopeni (Kanda alyuvar, akyuvar ve trombosit sayısında görülen azalma)
Sinir sistemi bozuklukları
konfüzyon (kafa karışıklığı)
Göz bozuklukları
bradikardi (Kalbin dakikadaki atım sayısının azalması)
Böbrek ve üriner bozukluklar
hiperkalemi
hipokalemi
hipernatremi


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
  1. bizde de ilk nakilden önce diş taramasına gittiğimizde zometanın kesilerek tedavinin yapılabileceğini söylediler. tahminen 4 ay kadar zometa almadık. bu arada diş hekimimizin ( tesadüfen) tez konusu zometanın kemikler üzerindeki etkileriymiş.bu da şanssızlık içinde bir şanstı sanırım.ama kısa sürede çözülüyor. bunları dert etmeyin geçmiş olsun
    YanıtlaSil

    Yanıtlar


    1. bana ulaşabilirmisin,dişçinle iletişim kurmak istiyorum,annem de zometa kullandı,3 aya yakın oldu keseli,tedavi için konuşmak istiyorum,05332773082
      Sil
    2. Dişçimizin adını şu an hatırlamıyorum ama Gazi üniversitesi diş hekimliği bl. ankara müraqccat ederseniz yardımcı oluyorlar. geçmiş olsun
      Sil
  2. merhabalar... annemde yaklaşık 2.5 senedir zometa kullanıyor, şu an doktorumuz zometayı kesebileceğimizi söyledi ancak mm hastaların hepsi zomeytayı kullanmıyor sanırım... zometa alınmadığı zaman kemik savunmasız halemi geçiyor... bilgisi olan varsa cevaplanırsa çok sevinirim...
    YanıtlaSil
  3. 2,5 yıl yeterli bence. Demek ki kemiklerde bir erime yok. Gereksiz yere kullanmanın ise bildiğim kadarıyla çok sakıncası var.
    YanıtlaSil
  4. Benim doktorum (Meral Beksaç) zometanın hastalığa karşı korudugunu, son zamanlarda yapılan çalışmaların da bunu kanıtladığını söyledi ve 2 yıl dolduğu halde bir yıl daha devam kararı verdi. Ben de almaya devam dedim.
    YanıtlaSil

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Avrupa Hematoloji Kongresi 2008

Aşağıda doktorum Sn. Siret Ratib'in, 15-16 Haziran 2008 tarihlerinde, Danimarka'da düzenlenen Avrupa Hematoloji Kongresi'ne ilişkin bir notu var. Yeni gelişmeler var mı? diye soran okuyucular için :

Haziran ayında Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da düzenlenen Avrupa Hematoloji Kongresinde Multiple Myeloma hastalığında melfalan prednol gibi önceleri mevcut olan kemoterapiler ile talidomid ve velcade gibi daha yeni tedavilerin birlikte verilmesinin otolog stem hücre nakline benzer düzeylere yanaşan en etkili tedavi yöntemlerinden biri olduğu gösterildi. Kesin olarak bu tedavilerin birlikte verilmesi tek başlarına verilmelerinden daha etkili olduğu görülüyor. Beklendiği üzere birden fazla tedavinin aynı anda verilmesi yan etki miktarını da artırıyor ancak tolere edilebilinirse beklenen yarar üst düzeyde görünüyor. Kombinasyonların en etkilisi şu anda belirsiz çünkü kıyaslamalı çalışmalar yok ancak bu konu üzerinde çalışmalar devam ediyor. Otolog stem hücre nakli hızlı ve etkili bir tedavi yöntemi olarak yerini koruyor.

Doç Dr Siret Ratip

22 Haziran 2008 Pazar

İngilizce mail grubu

İngilizce bilenler aşağıdaki adresteki mail grubuna dahil olarak myeloma hakkında bilgi ve tecrübelere erişebilirler. 1700 civarında üye var.

http://listserv.acor.org/SCRIPTS/WA-ACOR.EXE?SUBED1=MYELOMA&A=1

ya da www.acor.org da myeloma konulu mail grubunu arayabilirsiniz.

21 Haziran 2008 Cumartesi

Rüyalar : Talidomid ve Kortizonun bir başka süprizi

Kortizon'un uyarıcı, Talidomid'in uyutucu etkisi bir araya gelince, tufah bir durum ortaya çıkıyor. Bunları birlikte alırsanız, yarım saat içinde sızıyorsunuz ve derin bir uykuya geçiyorsunuz. Buna direnmek pek mümkün değil. ama bir kaç saat sonrasında, huzursuz bir uyku başlıyor. Bazen de rüyalar..
Bu rüyalar çok uğraşmalı rüyalar oluyor genellikle..Kabus gibi olanları da çok. Gerçi beni korkutmuyorlar artık, korku bilmemekten kaynaklanır ve sizi yok etmekle tehdit eder. Ben hem biliyorum, tanıyorum artık bütün kötülükleri, hem de yok olmak (ölmek) benim için korkutucu değil. Şimdiye kadar kaç kere öldüm aslında, nefes aldığım her günü bana hediye edilmiş olarak düşünüyorum.
Fakat dikkatimi çeken, Amerika'daki myeloma mail gruplarında ( ben de üye olacağım bu gruplara ve ilginç mailleri burada çevirip yayınlamayı düşünüyorum) bu konuda, yani rüyalar konusunda benzer şeyleri anlatan mailler olması.
Ben, rüyaların içinde bulunduğumuz ruh halini yansıttığını düşünüyorum. Ne olursa olsun, ölümle yüzleştik. Bu herkese olan bir şey değil, ağır bir ruhsal travma. Günlük hayatta bir çok oyalayıcı şey var, siz de daha normal görünüyorsunuz. Ama uykuda bütün bilinciniz devre dışı ve savunmasızsınız, bilinç altınaki bütün korku ve sıkıntılar rüyalarda canlanıyor.

Bir Çin bilgesinin ( Cuang Cou) sözü vardır "Rüyamda kendimi kelebek olarak gördüm. Acaba ben rüyasında kelebek düşleyen bir insanmıyım..yoksa rüyasında insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi? Bilemiyorum"

Ben de bazen böyle hissediyorum doğrusu.

Çaresi...Aklıma meditasyon ya da allah'a (evren'e, yaratıcıya, kudret'e...ne derseniz deyin) tam teslimiyet ve inanç'dan başka bir şey gelmiyor. Hayat da onun ölümde..İyilik'de ondan kötülük de..öyle değil mi? Üstelik daha da vahimi, bizim iyi ya da kötü olarak bildiğimiz tanımladığımız şeylerin, ne kadar doğru olduğunu hiç bir zaman tam bilemeyecek olmamız. Başıma gelen bu hastalık bana çok çektirdi, ama ben onu kötü olarak tanımlıyamıyorum ki...Bana çok şey de öğretti ve hayatımı değiştirdi. Şimdi iyi mi, kötü mü, nasıl kestirip atabilirim. Bu etiketleri yapıştırmaya yetecek bilgimiz yok aslında.

O zaman, bizim algılamamızın ötesinde, iyi-kötü dediğimiz tüm şeylerin, olayların, rüyaların hepsinin bir anlamı ve işlevi olmalı...Hangisi gerçek, hangisi rüya.. Gerçek hayat dediğimiz de bir rüya alemi olmasın ?

Geldiğim nokta şu : hepsi bir oyun, burası bir sahne...Oyun içinde oyun, sahne içinde sahne. Çok ciddiye almadan tadını çıkarmaya bakıyorum artık.

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Velcade için düzeltmeler

Velcade, benim tedavimde önemsiz bir aşama oldu. Sanırım bu nedenle, Velcade başlığı altında yazdıklarıma baktığımda hatalı ve eksik olduğunu gördüm. Özür dilerim.

Hatırladığım ve okuduğum kadarıyla düzelttim. Dolayısıyla Velcade ile uğraşanlara tekrar okumalarını tavsiye ediyorum.

Burada bir kez daha hatırlatmak istiyorum: Velcade kullananlar yeşil çay içmemeli. Yeşil çay Velcade'in etkilerini ortadan kaldırıyor.

Ümit Gülsen

8 Mayıs 2008 Perşembe

Talidomid'in yan etkileri

Aşağıdaki yan etkiler listesini Talidomid'in prospektüsünden aldım. Bendeki etkilerini de kısaca açıkladım.
Listeye siz de katkı yaparsanız sevinirim. Lütfen yorum gönderin.


Talidomid'in en sık raslanan yan etkileri :

Uyku hali

Yapacak bir şey yok. Gece yatmadan bir saat önce alıp, iyi bir uyku çekin. Erken yatsanız iyi olur, 10-10:30 gibi. Az uyursanız sabah sersem olursunuz.
Talidomid'i kortizon ile alıyorsanız işler karışıyor. Kortizon'da uyku kaçırıyor. Geceleri sizi ara sıra uyandırıp oturtabilir. Direnmeyin, ara sıra oturun. Sonra yine uyumaya çalışın.
Talidomid ile Kortizonu birlikte yutup oturmaya ve iş yapmaya çalışmayın. Ben yaptım, düşüp bayıldım. Bayılırken de kafamı radyatöre vurup yardım, kan kaybından başım derde giriyordu.


Kabızlık

Talidomid'in en önemli yan etkilerinden biri kabızlık yapması. İlk başlarda beni etkiledi ise de, kabızlık önemli bir sorunum olmadı. Siz yine de, Talidomid kullanıyorsanız, sürekli et yemeyin. Zeytinyağlılar, yağlı yiyecekler menüde bulunsun. Hatta yemek aralarında, 1/3 çay bardağı zeytinyağına biraz limon sıkarak içebilirsiniz, size yardımcı olur. Bu şekilde baş edemezseniz, Duphalac veriyorlar ama ilaçla kabızlıktan kurtulmak marifet değil, beslenme rejiminizi değiştirin. Daha çok balık, sebze, zeytinyağlı yiyin.

Talidomid'in sık raslanan yan etkileri :

Lökopeni, Nötropeni

Yani el ve ayaklarda uyuşma.

İlk doktorumun ilgisizliği ve bilgisizliği nedeniyle epey bu sorunla uğraştıktan sonra, ikinci (şimdiki) doktorum Nörontin ve Apicobal vererek bu sorunumu çözüverdi. Nörontin aslında bir epilepsi ilacı imiş ama iyi geliyor. apicobal güçlü bir B vitamini. İkisini birlikte almak gerekiyor.
Aman ha. Bunlar bana verilen ilaçlar. Kafanıza göre kullanmayın. Sadece çaresi olduğunu belirtmek için isimleri yazdım.

Davranış değişiklikleri

Bende böyle bir etki olmadı. VAD tedavisi beni çok bozdu. VAD kısmını okursdanız orada anlattım.

Baş dönmesi, Uyuşukluk, baş ağrısı

Evet baş dönmesi yapıyor. Gece dert değil de, sabah kalktığınızda da bir süre başınız dönebilir. Yarım saat içinde geçiyor.

Ağız kuruluğu

Evet. Özellikle sabahları çok hissedersiniz.

Döküntü, ürtiker

Evet. Bende çok az olmakla beraber, boynumda omuzlarımda döküntü yaptı. Döküntü için Advantan merhem verdiler. İyi geldi aslında ama kullanmaya devam etmedim

Periferal ödem, yorgunluk

Ayak bileklerimde şişme şeklinde oldu. TUZU KESİN.TUZU KESİN.TUZU KESİN.
Yorgunluk ..evet. Kortizon alıyorsanız, o da ters etki yapıp enerji veriyor.

Talidomid'in nadir raslanan yan etkileri :

İştahın artması

Biraz..Ama Kortizon asıl iştahı arttıran

Kardiyak aritmi, Taşikardi.

Yani kalbin ara sıra hızlı hızlı çarpması.

Bende çok sık olur. Artık aldırmıyorum

Derin ven trombozu
Ne bilmiyorum...

Dispne
Ne bilmiyorum...

Malaise
Ne bilmiyorum...

Talidomid'in nadir raslanan yan etkileri :

Hipotiroidzm
Ne bilmiyorum. Belki trioid hastalarını ilgilendirir.

Libido azalması, konfüzyon
Evet, biraz cinsel isteksizlik yapıyor.

Nöbetler (sara - epilepsi)
Evet, bende oldu. Ama çok sonra ortaya çıktı. Doktorlar kesinlikle bu yan etkiden habersizdi ve hala da habersizler. Tegretol + Kepra ile nöbetleri önlediler. Ben okuya okuya durumu keşfettim. Ne yapmak lazım henüz bilmiyorum. Anlaşılan kendi ilacımı kendim bulacağım.

Bulanık görme, diplopi
Bulanık görüyorsanız kan şekerinizi ölçün. Bu biraz da kortizon ile ilgili.

Duyma bozukluğu
Çok hafif...evet.

Hipotansiyon,trombo -embolik reaksiyonlar.
Hipotansiyon, düşük tansiyon demek. Bende tam tersi, yüksek tansiyon var. Tensinor kullanıyorum.
Diğerleri ne bilmiyorum.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Aşağıda 2011 temmuzunda yazılmış bir ciddi bir yazı var. Konu: Thalidomide'in yan etkileri:

http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3134146/

Bir kısmını sizin için çevirdim:

Uyuklama ve yorgunluk talidomid'in yaygın yan etkilerindendir. Hafif zihin dağınıklığı hastaların %75 üzerinde oluşabilir. Hastalar ayrıca yorgunluk, halsizlik, konsantrasyon eksikliği ve duygu durumlarındaki değişikliklerden şikayet edebilir. Ciddi derecede zihin dağınıklığı ve yorgunluk en fazla % 5 - 10 oranında görülür.

Önlemler ve müdahaleler. Gündüz zihin dağınıklığını en aza indirmek için, toplam günlük doz, tek bir doz olarak yatmadan önce alınabilir. Doktorlar, zihinsel ve / veya fiziksel yetenekleri olası bozulma hakkında hastalarını uyarmalıdır. Hastalar tehlikeli görevleri üstlenmemelidir. Ayrıca uyuşukluğa neden olabilen eşzamanlı ilaç veya alkol kullanımından da kaçınılmalıdır. Uyuklama, uykululuk gibi durumlar, günlük yaşam aktivitelerini zorlaştırırsa, sersemlik, veya koma oluşursa toksisite iyileşene kadar tedavi durdurulmalıdır. Ilaç, daha sonra %50 daha düşük bir dozda yeniden başlatılabilir.

Hafif titreme hastaların yaklaşık% 35'inde gerçekleşebilir ve ataksia talidomid tedavi gören hastaların yaklaşık %15'inde gerçekleşebilir. İşitme kaybı hastaların yaklaşık% 3'ünde rapor edilmiştir. Nöbetler (sara - epilepsi) de literatürde bildirilmiştir; Ancak, bu nöbetlerin sadece talidomide ile ilişkili olup olmadığı açık değildir. Diğer bildirilen nörolojik toksisite, ajitasyon, anksiyete, sinirlilik, psikoz, amnezi, uykusuzluk, konfüzyon, depresyon, öfori, kosalji, circumoral parestezi, hiperestezi, nevralji, parestezi, periferik nevrit, ve vazodilatasyonu içerir.

Önlemler ve müdahaleler. Doktorlar nöbet bozuklukları önceden var olan ya da nöbet aktivitesi için yüksek risk taşıyan hastalarda talidomid kullanımında dikkatli olmalıdır. Bu hastalar herhangi bir epileptik aktivite için yakından izlenmelidir. Semptomlar düzelene kadar gerekirse bu tür titreme ve ataksi gibi diğer nörolojik yan etkiler için doz durdurulmalı ve daha sonra% 50 daha düşük dozda tedaviye devam edilmelidir.

Mide ve barsaklara ilişkin yan etkiler talidomid alan hastaların% 80'inden fazlasında oluşmaktadır. Yan etkiler genellikle hafif şiddette bulunmaktadır.

Kabızlık talidomidin ortak bir yan etkisidir ve hafif'den şiddetli'ye değişebilir. Hastaların birçoğunda (%80-90) hafif kabızlık gelişebilir. Hastaların çoğu basit önlemlerle kolayca tedavi edilebilir. Bununla birlikte, bazı durumlarda, ciddi semptomlar, obstrüksiyon ve toksik megakolon oluşabilir. Şiddetli kabızlık genellikle talidomid yüksek dozda alındığında görülür.

Önlemler ve müdahaleler. Tüm hastalar talidomidin bir ortak yan etki olarak kabızlık oluşumu hakkında uyarılmalıdır ve diyet ve egzersiz değişikliği gibi önlemler hakkında bilgi verilmelidir. Biz profilaktik talidomid başlayan tüm hastalarda düşük doz dışkı yumuşatıcılar ve / veya müshil rutin kullanımını öneriyoruz. Kabızlık meydana gelirse, bu hastalığın şiddeti gözlenmelidir. Manuel çıkarma veya lavman gerektiren şiddetli kabızlığı olan hastalarda, talidomid durdurulmalıdır. Talidomid tedavisi ciddi bir hastalık için gerekirse: örneğin miyelom gibi, ilaç profilaktik laksatifler ve doz azaltılması ile yeniden düzenlenebilir.

Kaynak : http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3134146/






Tahlil sonuçları (10.6.2006) - Hastalıkla tanışma

10/10/2006
Hastalıkla tanışma
gamma protein : 41,10
IgG : 7010
IgA : 28
IgM: 8

---------------------------------
04/12/2006
VAD tedavisi sonrası
gamma protein : 33,80 Düşme var, iyi.
IgG : ?

---------------------------------
04/01/2007
VAD a devam
gamma protein : 32,80
Düşüş durdu..

---------------------------------

12/02/2007
gamma protein : 32,60
Düşme tamamen durdu, VAD'dan ümit yok
Velcade'e başlıyoruz.

---------------------------------

16/03/2007
1 ay Velcade sonrası
gamma protein : 32,20 Pek faydası olmadı

---------------------------------

03/04/2007
Velcade devam
gamma protein : 28,80 Evet düşüyor, ama istenen hızda değil

----------------

24/04/2007
Velcade devam
gamma protein : 26,00 Evet düşüyor, ama istenen hızda değil
Talidomid'e başlıyoruz.
--------------------

26/06/2007
Talidomid.
gamma protein : 15,30 SÜPER sonuç...büyük sevinç

-------------------

24/07/2008
Talidomid devam
IgG : 2400 Eh, 7000 ile başladığımızı düşünürsek fena değil.

-----------------
13/08/2007
400 mg - 8 tablet Talidomid..beni mahvediyor
Kök hücre nakline hazırlanıyoruz.
gamma protein : 18,70 Haydaa..düşüyor derken yükseliyor..

-------------------

18/09/2007
400 mg - 8 tablet Talidomid..beni mahvediyor
Kök hücre nakline hazırlanıyoruz.
gamma protein : 18,60 18'de takıldı

-------------------------------------------
KÖK HÜCRE NAKLİ
2007 Aralık sonu
-------------------------------------------
2008 Yeni bir yıl ve yeni bir hayat başlıyor
-------------------------------------------

14/01/2008
IgG : 1814 Hala yüksek 700-1600 aralığında olmalıydı..
2 adet -100 mg Talidomid başladı
--------------
25/02/2008
2 adet Talidomid'e devam
IgA=43 IgG : 1799 IgM <13 iga="42" nem =" 480" iga="38" igm="16" nem =" 480" iga="37" igg="591" igm="14" nem =" 240" iga="13<" igg="710" igm="14" iga="15<" igg="1201" igm="114" nem =" 160" igg="412" iga="13<">
IgG=934
IgM=40
Baş dönmesi önemli ölçüde azaldı ama tamamen yok olmadı.
Böyle devam edebilirsem iyi bir denge.

-------------------------
...
----------------------------
17 Aralık 2009
IgA:31
IgG:1564
IgM:30

-------------


---------------------------------------------

Gelen mailler, yazışmalar

Tedavi süreci, VAD tedavisi ile başladı. VAD bir tür kemoterapi. Dekort ile birlikte, üç kür ( = üç ay) VAD verildi. 5 gün hastanede yattım. 4gün x 24 saat koldan sürekli ilaç verildi. Yan etkiler konusunda hiç bir şekilde uyarılmadığımdan, ikinci gün soluk almamın zorlaşması ve kalbimin düzensiz bir şekilde çarpması beni endişelendirdi. Önce akciğer tomografisi yapıldı. Ciğerde su toplanıp toplanmadığını kontrol ettiler. Sonra EKG , eforlu test falan derken kendimi anjiyo masasında buldum. (kasığınızdan bir kamera sokup, kalp civarındaki damarlarda bir problem olup olmadığına bakıyorlar. Zor ve acılı bir işlem değil aslında) Anjiyo sonucu iyi çıktı ve tedaviye döndüm. Sonradan bunların VAD tedavisinin standart yan etkilerinden olduğunu anladım, boşuna anjiyo olmuştum. Buna sinir olduğumu belirtmeliyim.

Gerçi sonradan anjiyo sonuçlarının temiz (yani kalbimin sağlam) olduğunu bilmek işime yaradı ve bana güven verdi.

Hastanede iken halsizlik ve uykusuzluk( kortizon nedeni ile) problem oldu. Sesim bozuldu. Sürekli yatmaktan kaslarım eridi. Tuvalete kolumda bağlantılar ile gidip gelmek ilk başta zor geldi, ama sonra alıştım. Kafam yerinde olmadığından, ne doğru dürüst kitap okuyabildim ne de müzik dinleyebildim. Hastanede çok sıkıldım, dakikaları saydım ve eve nasıl gittiğimi bilemedim. Ancak eve döndükten sonra, ateşlendim. Hastaneden bir enfeksiyon ile dönmüştüm muhtemelen.

O gece, hayatımın en zor gecesini geçirdim. Eklemlerimin nasıl ağrıdığını , kabuslarla nasıl sabaha kadar boğuştuğumu anlatmama imkan yok. (Allah bir daha öyle bir gece yaşatmasın) O kadar kötü durumdaydım ki, sesimi bile çıkaramadım. Yanımda yatan eşimden yardım isteyemedim. Sabahı edene kadar bittim, tükendim. 3. gün içimdekiler ishal ile boşalmadan da rahat edemedim.

Her gece terden sırılsıklam oluyor, üç-dört kez üzerimi değiştiriyordum. Sadece parasetemol almama izin veriyorlardı. Parasetemol yutup yattığım zaman nispeten daha rahat uyuyordum fakat terleme iki kat artıyor, tere batıp çıkıyordum.

İkinci küre başlamak için 28 gün bekleniyor. Bu arada, birbirini takip eden periyodlar ile, 4 gün dekort (kortizon) alıyor, dört gün almıyorsunuz. Günlük 40 mg kortizon almak için, piyasada satılan en yüksek doz olan 0,75 mg’lık dekorttan 53 tane yutmanız gerekiyor. Sabah 33 akşam 20 adet. Başlarda, dekortumu yutar, işimi yaparım diye düşünüyordum. Bir süre sonra böyle olmayacağını anladım. Sabah 33 hapı yuttuğumda, kendimi çok tuhaf hisssettim. Beynim kafamın içinde ters döndü, dizlerim titriyordu. Yürüyordum ama, robot gibi. Kafamı toplayamıyordum. Buna rağmen azimle yürüdüm..yürüdüm. İşler için koşturdum. Bana kızdılar, “kendini yorma, dinlen” dediler dinlemedim. Evde oturursam, hastalığı düşünmekten korkuyordum sanırım. Kendimi işe vurdum, her ne kadar verimli olmasa da. Yürümek iyi geldi, bacak kaslarım toparlandı ve eski hallerine geldiler. Kortizon aldığım günler 2-3 saat zor uyuyordum. Hiç uyumadığım günler de oldu. Tuzdan uzak duruyordum, ancak tutkunu olduğum şekerli gıdaları bolca tüketiyordum. Sonradan bunun büyük hata olduğunu anladım. Özellikle kortizonun vücutta biriktiği ilerki devrelerde, kan şekerinin kontrol altında tutulmasının ne kadar önemli olduğunu anlıyorsunuz.

İlk kürün sonucunu gösteren tahliller yapıldı ve kemik iliğindeki kanserli hücre oranını gösteren önemli bir indikatör olan Gamma protein yüzdesi önemli bir düşme gösterdi. Bu bizi sevindirdi ve umutlandırdı.

İkinci kür'e daha bilgili ve hazırlıklı girdim. Sesim gidip, soluk almam zorlaşınca ve kalbim zıvanadan çıkmış gibi çarpınca, hiç ses etmedim. Böyle olacağını biliyordum. Nispeten daha rahat bir beş gün geçirdim (insan vücudu ilginç gerçekten, her şeye alışıyor) Ancak eve dönünce yine ateşlendim ve terden sırılsıklam geceler geçirdim. Kendimi çok kötü ve huzursuz hissediyor, fakat ne derdim olduğunu açıklayamıyordum. Yüreğim sıkılıyordu, kendimi sokaklara atmak istiyordum, fakat aksilik bu ya, hava çok soğuktu.Yine içimdekiler boşalmadan rahatlayamadım.

Dörder günlük periyodlarda kortizon dönemi tekrar geldi..Kortizon aldığımda uyku tamamen gidiyordu ve çok acıkıyordum.

Tuzsuz ve şekersiz olup da lezzetini kaybetmeyen ne yenebilir ? Cevabı kısa süre içinde keşfettim: Balık, evde pişirilen ızgara et, yoğurt ve kestane. (Kış olduğunu dikkate alın). Tuzsuz patates kızartması, haşlanmış-patlamış mısır ve müsli de yenebiliyordu. Kortizon almadığım günlerde, kontrolsüz bir şekilde yemeye başladım. Ne kadar yersem yiyeyim, doymuyordum.

İkinci kür sonrası tahliller, düş kırıklığı yarattı. Sonuçlar bir önceki sonuçlar ile hemen hemen aynı idi. İkinci kürün onca eziyetinin boşa gittiğini düşündüm. Doktorumun da biraz canı sıkıldı ve üçün küre devam etmeye karar verdik.

Üçüncü kür'e başlama zamanı geldi, ama başlayamadım. Ateşlenmiştim. Ateş hiç ihmal etmeden her akşam 5-6 saaatlerinde geliyor ve 38 derece civarında oluyordu. Parasetemol (Parol) ile ateşi düşürüyorduk. Fakat bir süre sonra Parol işe yaramamaya ateş de yükselmeye başladı. 39’u geçince telaşlandık. Sonra kontrolden çıktı ve 40’ı geçip 41’e yaklaştı. Zatürre olmuştum. Eşim geceleri, ateşler içinde yanan bedenime (eklemlerime) buzlu bezler koyarak ateşi düşürmeye çalışıyordu. Çin işkencesi budur herhalde.

Zatürrenin tepe noktasında, artık ölmek istediğimi belirttim. Dayanacak gücüm kalmamış, bütün direncim kırılmıştı.

Bundan sonra VELCADE tedavisi dönemi başladı.

5 Mayıs 2008 Pazartesi

Mide ve barsaklar.

--Dikkat : Burada yer alan ilaç adları ve kullanımları BENİM İÇİN !.Size çok ters gelebilir. Bu nedenle doktorunuza danışmadan, sakın ha, buradan okuyup kullanmayın. İlaçların yan etkileri, diğer ilaçlarla bileşimleri çok önemli. --

Bu kadar çok ilaç aldığınızda, önemli bir sorun ortaya çıkıyor : Mide. Midenizi korumak için Lansor ya da benzeri bir ilaç kullanmalısınız. Ben her sabah, aç karnına Lansor alıyorum. Panplas da bilinen ve çok kullanılan bir ilaç.

Bir dönem, kortizon almadığım zamanlar (sadece Talidomid aldığım zamanlar) Lansor almasam da olur diye düşünüp Lansor içmemiştim. Sonuç iyi olmadı, midem sancıdı. Şimdi sürekli olarak kullanıyorum.

Bir ara da gaz problemim oldu. Ne yersem yiyeyim midem davul gibi şişiyordu. Üstelik, yememi istemiyormuş gibi davranıyor, kasılıyordu. Doktorum Motilum verdi, rahat ettim. Günde üç kez, yemeklerden yarım saat önce alıyorum, gaz derdi kalmadı. Aslında gaz olduğunda, doktorlar gazın nerede olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Midede şişkinlik şeklinde ise Motilum, gaz alt batında (barsaklarda) ise Meteospasmyl veriyorlar. Dediğim gibi, bu ilaçları buradan okuyup kullanmaya kalkmayın, doktorunuza sormalısınız. Benim yapmak istediğim, bu dertle yaşamanıza gerek olmadığını duyurmak: çaresi var, gaza katlanmak zorunda değilsiniz.

Gazdan kurtulmanın en iyi yollarından biri de yürümek. Yürüdükçe rahatlıyorsunuz.

Talidomid'in en önemli yan etkilerinden biri kabızlık yapması. İlk başlarda beni etkiledi ise de, kabızlık önemli bir sorunum olmadı. Siz yine de, Talidomid kullanıyorsanız, sürekli et yemeyin. Zeytinyağlılar, yağlı yiyecekler menüde bulunsun. Hatta yemek aralarında, 1/3 çay bardağı zeytinyağına biraz limon sıkarak içebilirsiniz, size yardımcı olur. Bu şekilde baş edemezseniz, Duphalac veriyorlar ama ilaçla kabızlıktan kurtulmak marifet değil, beslenme rejiminizi değiştirin. Daha çok balık, sebze, zeytinyağlı yiyin.