Dikkat

Bu bloga girerken ya da yorum yazarken kimsenin isim, mail..vb. bilgisini istenmez, üye olmak gerekmez. Kişisel bilgilerinizi asla vermeyiniz.

Adres satırında (ilk kısmında) myelomabilgi.blogspot.com.tr yazmalıdır.

 

23 Ağustos 2009 Pazar

Ruhsal gelişim ve Kader - Dr. Ender Saraç

Myeloma deneyiminin 2,5. senesindeyim. Bir durum değerlendirmesi yapmanın zamanı geldi. Umarım size bir faydası dokunur.

Blog'un adını koyarken çok düşünmemiştim. Hastanede yatıyordum. Hatta, blog'u yaptıktan sonra aylarca giriş şifresini hatırlayamadım. Fakat şimdi ne kadar doğru bir isim koyduğumu anlıyorum. Evet bu bir deneyim. Ve bu myeloma deneyimi bana çok şey öğretti.

Nihayet son altı aydır kendimi iyi hissediyorum. (aman deyim, nazar değdirmeyin!) Ömrümün 44. senesinde yediğim tokat, beni yerle bir etti, fakat bir çok yönden de aklımı başıma getirdi. Bu nedenle, hastalığı artık bir felaket olarak nitelemiyorum. Kabuslar görmüyorum. İlk defa bu hastalıkla birlikte yaşayabileceğimi düşünüyorum. Kimbilir, belki de dost olabiliriz.

Hasta kardeşlerim, hatırlayın bakalım. Hasta olmadan önce bir olaya ya da bir insana ölesiye öfkelendiniz ya da üzüldünüz mü? Sıradan bir öfkeden değil, derin bir öfkeden, üzüntüden bahsediyorum. Hatırladınız mı?

Cevabınız evet ise, neden hasta oldum diye düşünmekten vazgeçin. Hastalığı siz çağırdınız, aynı benim yaptığım gibi. Bu tür ruhsal travmalar bağışıklık sistemini çökertiyor ve beden hastalığa açık hale geliyor. Ruhsal sebeplerini burada açıklamak istemiyorum. Sonrasında zaten hem moral bozukluğu hem de kortizon, bağışıklık sistemini iyice çökertiyor ve artık toparlamak neredeyse imkansız hale geliyor. Benim örneğimde olduğu gibi, myeloma'dan değil, beyne yerleşen bakteriden ölebilirsiniz. Ne o tedavi oluyoruz hesapta.

Hastalıktan mı ölüyor myeloma'ya bulaşanlar, tedaviden mi belli değil.

Çok dikkatli ve bilinçli olmamız gerekiyor. İlaçlar, sonuçları yok etmeye uğraşıyor. Peki ya sebepler ? Sebepleri tedavi etmezseniz, onlar yine sürekli sonuç üretmeyecekmi ? Sivrisinek öldürerek mücadele edilir mi? . Üstelik ilaçlar, daha önce de söylediğim gibi, (kendi işini görmek için) bağışıklık sistemini baskılayarak vücudun mücadele etmesini de önlüyor. Onlar da başka tür zehirler. Şu yan etkilere bakın hele. Ayrıca ilaç şirketlerinin iyi niyetli olduğunu da düşünmüyorum. Kimseyi tedavi edip de, müşteri olmaktan çıkaracaklarını tahmin etmiyorum doğrusu.

İliğimizde , bazı hücrelerin aşırı üremesi, tamamen bizim dışımızda olan bir süreç mi?. Kontrolümüz dışında olduğu kesin de, bizim bu sürece müdahale edebilmek için yapabileceğimiz hiç bir şey yok mu?

Benim şimdiye kadar anladığım şudur:

1 - İnsanın kendini şifalandırma gücü vardır.

2- Bir insan kendini ruhsal olarak şifalandıramazsa, bedensel olarak hiç şifalandıramaz. Hangi ilacı alırsa alsın. Bu gibi ağır hastalıkların sadece ruhsal nedenlerle oluştuğunu söylemiyorum, tıbbın rolünü de (haşa) inkar etmiyorum fakat bu sadece hap yutarak yapılacak bir mücadele değil. Hastalığın pençesinden, eskisi gibi davranarak, düşünerek kurtulamayız. Ruhsal bir gelişme, bir aşama kaydetmemiz gerekiyor.

3- Bu hastalığın tümüyle yanlış yolda olan insanları uyaran bir işaret olduğu kabul edilmeli. Hayatımızı, bedenimizi iyi kullanmadığımızın, bir şeyleri yanlış yaptığımızın işareti. Hem fiziksel hem de ruhsal platformda. Dolayısıyla ilk iş, "Ben bir felakete uğradım" havasından çıkmak. Kolay değil biliyorum, fakat bu ön şart.

4- Şifalandırma süreci tek başına olmuyor. Bir yardımcı gerekiyor. Yakın bir ruh yanınızda olmalı.

5- İlk elde derin işlere girişilemez. Öncelikle bedeni biraz rahatlatmak gerekir.

6- Hemen sonrasında, yoğun bir kendini tanıma ve değiştirme faliyetine girişmek gerekiyor. Bu noktada sayın Dr. Ender Saraç'ın Ruhsal gelişim ve Kader kitabını almanızı ve dikkatle okumanızı tavsiye ederim. Şimdiye kadar keşfettiğim şeylerin çoğu o kitapta yazıyor. Bir ruhsal olgunlaşma dönemini herkesin kendi dünyasında, kendi yöntemi ile yaşaması gerekiyor. Evet, onca derdin arasında hemde. Ne yapalım, zamanımız kıymetli.

Birçok insanın,"sen ne diyorsun, burada annem kıvranıyor, ne ruhu, ne gelişmesi..boş laf bunlar.." dediğini biliyorum. Ben o acıların çoğunu çektim, nasıl olduğunu da gayet iyi biliyorum. Bunları sürekli tekrarlayarak, ağlaşarak bir yere varamayız. Benim şimdiki görevim ağrılarımı-sızılarımı değil, öğrendiklerimi, keşfettiklerimi paylaşmak diye düşünüyorum. Ağrı sızı edebiyatı yeterince var bu sitede zaten. Olumlu, yardımcı, umut veren mesajlar ise çok az. Bu nedenle bu bilgileri kendime saklayamam, anlatmakla yükümlüyüm. Zamanı yaklaşan hastaların Allah yardımcısı olsun, yapacak pek fazla bir şey yok. Peki ya henüz yaşı genç olup da mücadele içinde olanlar?

Sağlıcakla kalın.

14 Ağustos 2009 Cuma

Uyuşmalar (Nöropati)

Talidomid alıp da uyuşma ile başı dertte olmayan yoktur herhalde. Ben idame dozunda Talidomid alıyor olmama rağmen, ayaklarım ve biraz da ellerim uyuşuyor. Özellikle ayaklarımın altı, parmaklarım uyuşmakta ve yıllar geçtikçe uyuşma yukarılara doğru çıkıyor.Ayak bileğimin bir karış yukarsına kadar uyuşma yayıldı.

Günde bir kez 600 mg Neurontin ile Apicobal'ı birlikte alıyorum. En iyi alış zamanının öğle-akşam arası olduğuna karar verdim. Çünkü geceleri rahat ediyorum, sabahları da yere basmak çok zor gelmiyor. Fakat herkes kendine göre ayarlamalı tabi ki.

Temmuz ayının ikinci yarısı tatile gittik ve bol bol yüzme imkanım oldu. Biraz da ortada dolaştım. Uyuşmalarda da kayda değer bir azalma da gözledim. Hatta Neurontin+Apicobal almayı da ihmal ettiğim bir çok gün oldu. Ne zaman ki, döndüm ve tekrar masama, bilgisayarımın başına çöktüm, uyuşma bütün haşmeti ile geri döndü.

Bundan benim anladığım harekesizliğin uyuşturmayı çok arttırdığı. Arada doğrudan bağlantı var. Zor gelse bile bolca yürümeye, hareket etmeye hatta mümkünse yüzmeye gayret etmeliyiz. Bolca su içmeyi unutmadan tabii.