Dikkat

Bu bloga girerken ya da yorum yazarken kimsenin isim, mail..vb. bilgisini istenmez, üye olmak gerekmez. Kişisel bilgilerinizi asla vermeyiniz.

Adres satırında (ilk kısmında) myelomabilgi.blogspot.com.tr yazmalıdır.

 

24 Aralık 2010 Cuma

Zometa kullananlar..Dikkat !...

Aşağıda Hilmi Bezirci ve Ayça Sabuncu'nun uyarıları yer alıyor. Zometa'yı uzun süre kullananların dikkatle okumasını tavsiye ediyorum.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------


Ayça Sabuncu

Ümit bey, konu şu ki annem 4 yıldır zometa kullanıyor. Çok faydalı bir ilaç ki zaten siz de bundan bloğunuzda bahsetmiştiniz. Ancak sorun şu ki; 2 yıldan fazla bu ilacın kullanılması, hastada osteonekroz gelişmesine sebep oluyor.

Annem şimdi osteonekrozdan kaynaklanan sıkıntıları yaşıyor. Bölgesel kemik ölümü gerçekleştiği ve orada açık bir yara oluştuğu için, annem şimdi çok ağrı çekiyor. iltihap yapıyor ve şişiyor. ağız kokusu da cabası... Operasyon yapacaklar, ancak bunun için 4-6 beklenmesi gerekiyormuş. Buna ilaveten, zometayı kestiler. Yani annemin kemikleri şimdi korumasız durumda ve tedavide gerileme süreci yaşıyor.
Bunun olabileceğini biz çok geç öğrendik. Annem 11 ay kadar önce diş çektirdi. Meğer diş çektirmek, süreci hızlandırıyormuş ve annem şimdi bu yan etkiyi yaşıyor. Zometa kullananların ağız ve diş sağlığına çok dikkat etmeleri gerekiyormuş. Bize bunu baştan söyleselerdi belki bu noktaya gelmezdik diye düşünüyorum.

Sizin de MM hasta ve yakınlarını bilgilendirmek üzere deneyimlerinizi paylaştığınızı biliyorum ve size teşekkür borçluyuz. Naçizane
Ricam şu ki; zometa ve osteonekroz gelişimi konusundan bloğunuzda bahsederseniz pek çok kişiyi bilgilendirmiş olacağımıza inanıyorum. çünkü bir hayli takipçiniz olduğunu biliyorum.
ilginize teşekkür eder saygılar sunarım

--------------------------------------------------------------------------------------------------------

hilmi bezirci19 Şubat 2014 19:18


merhaba benim annem onkoloji hastası ve bu ilacı 10 senedir kullanıyor ve bu ilaç kullanılırken diş tedavisi uygulanmazmış bize hiçbir doktor böyle bir bilgi vermedi ve annem bir diş tedavisi geçirdikten sonra çene kemiği çürümeye başladı ve çene kemiğinden 4 kez ameliyat oldu ama çürümeyi henüz durduramadılar.

23 Kasım 2010 Salı

Velcade kullananlar için bir uyarı

Duygu hanımın gönderdiği bir uyarıyı yayınlıyorum : 

MM hastaliginda son zamanlarin en populer ilaclarindan Velcade, ya da bortezomib, hakkinda cikan bir haber konusunda herkesin bilgilenmesi gerekiyor. Asagidaki linkte yakin gecmiste uretilen ilaclarin bazilarinda uretimden kaynaklanan hatalar oldugu ve bu sebepten seri numaralari (lot number) belirtilmis ilaclarin geri cagrildigi yaziyor. Buna gore, seri numarasi belirtilen grubun uretiminde ilacin icine karistigi soylenen beyaz polyester partikulleri enjeksiyon yapilan yerde reaksiyona, vucutta iltihapa ve kanda pihtiya--thromboembolic pihti mi demek, emin degilim?--yol acabiliyormus.

Link soyle:

http://www.mlnm.com/velcade_recall.asp

Ben Velcade'leri aldigimiz eczaneye durumu bildirdim ve simidye kadar kullandigimiz ilaclarin seri numaralarini ogrendim. Bizimkilerde bir sorun cikmadi. Lakin, bu ilaclar Turkiye'ye geldi mi bilemiyorum. Bizim eczacimiz hem ecza deposuyla hem de Velcade'in firmasiyla gorustugunu ve ilaclarin sorunsuz olduguna dair teyid aldigini soyledi. Yine de bu ilaclardan kullananlarin bireysel olarak kontrol etmelerini tavsiye ederim. Ozellikle asiri reaksiyon gosteren varsa aciklamasi bu olabilir.

9 Kasım 2010 Salı

Tedavide gelişmeler

Aşağıda, Duygu hanımın gönderdiği, tedavidew yeni gelişmeleri duyuran bir mail yer alıyor. Yorumlar kısmında yer almasına rağmen, önemli bulduğumdan ayrıca bir yazı olarak da yayınlamayı uygun buldum.
Teşekkürler Duygu hanım.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------
Merhaba Umit Bey,

Sizin ve bu blog u okuyanlarin ilgilisini cekecegini dusundugum iki gelisme oldu bu yakinlarda. (bu yorumu da biraz rastgele bir yazinizin altina koymak zorunda kaldim, daha alakali bir yazi bulamadigim icin)

Ilki onaylanan bir myelom asisiyla ilgili. Anladigim kadariyla, tumor hucreleri ve dendritic cell denen beyaz kan hucrelerinden elde edilen bir grup hucreyi halen deneme asamasinda olan farkli kombinlerde birlestirip kemik iligine uyguluyorlar. Bu haliyle hastaligi iyilestirmiyor, yani "cure" diyemeyiz, fakat uygulanan hastalarin buyuk kismini stabil hale getirdigi gosterilmis. Simdi de nakillerden sonra uygulanmasi konusu tartisiliyor. Sanirim bununla ilgili de klinik deneyler yapilacak. Ben surdan okudum--fakat Blood'da da yayinlanmis:

http://www.myelomabeacon.com/news/2010/11/08/multiple-myeloma-vaccine-shows-promise-in-phase-1-clinical-trial/

Ikincisi de Kanada'da bir grup arastirmacinin gelistirdigi bir yontem. Buna gore deri altindan genetigi bozulmamis saglam hucre alinip bir ay sureyle cesitli islemlerden gecirilip kan hucresi kaline getiriliyor (cesitli protein ve fibroblastlarla banyo yaptirilarak elde ediliyor bu istenen iyi kan hucreleri, anladigim kadariyla). Bu calisma henuz yeni ve klinik deneylerinin baslamasina 2 sene oldugu soyleniyor. Fakat, dahiyane bir fikir, tabii..

Bununla ilgili linklerden biri de su:

http://www.takvim.com.tr/KadinSaglik/2010/11/08/kanser_tedavisinde_yeni_umut

Calisma Nature'da basilmis. Bende pdf olarak kopyasi var, isteyene gonderebilirim. Fakat, bu ara bol miktarda tip makalesi okuyup anlamama ragmen, ilk etapta goz attigimda bu calismanin abstract ini bile anlamakta zorlandim.

Duygu

30 Ekim 2010 Cumartesi

Ya hastalık dönerse?...

İlk darbeyi aldıktan ve bir şekilde sağ kaldıktan sonra, ince bir çizgi üzerinde yürümeye başlarız ve bir kaygı gelir içimize yerleşir;  "Ya hastalık tekrar dönerse?"

Bana göre, sırf bu kaygı bile hastalığı çağıran bir "gel" borusudur. Peki ne yapmalıyız?  

Kanser, sadece  fiziksel bir hastalık değildir. Beden, ruh ve zihnin (hep birlikte) hastalanmasıdır. Öyleyse, sadece ilaç alarak, kemoterapi alarak onun hışmından kurtulamayız. Bedenimizi, ruhumuzu ve zihnimizi topluca iyileştirmeyi öğrenmemiz gerekir.

Ben, naçizane düşüncelerimi aşağıda yazdım. Katkıda bulunur, deneyimlerinizi aktarırsanız çok memnun olurum. Belki böylece hem birbirimizden öğrenir, hem de bir kılavuz oluşturmuş oluruz.

Şimdi beden, ruh ve zihin için, kendi önerilerimi sıralıyorum.

Beden için :

1- Aldığımız gıdalara dikkat etmemiz gerekir.

Şekerden ve tuzdan uzak durun. Bizde yemekler normal tuzu ile pişiyor, fakat ben elimi tuzluktan çektim. Tuz kullanmak gerekirse deniz tuzu kullanın. Şeker bağımlısı olduğum için şekeri tam kesemedim, fakat azalttım. Şeker yerine geçen tatlandırıcılar çok zararlı, sakın ha. Onların yerine az miktarda şeker bile daha iyi. Bazen bal da kullanabilirsiniz. 
Et yerine balığı tercih edin, fakat kızartmak yerine fırınlayın. Beslenmenizi %80 sebze-meyva üzerine oturtmaya çalışın. 
Hazır meyva sularından, gazozlardan, kutulanmış içeceklerden uzak durun. Kışın, portakal suyunu sıkarak içebilirsiniz. Diğer meyvalardan da bolca yiyin.
Süt bizim için çok zararlı, uzak durun (Süt aslında bir vücut salgısı). Aslında gelişme çağındaki çocuklar dışında, içilmemesi gerektiğini bile düşünüyorum. Abartmamak kaydıyla yoğurt yiyebilirsiniz.
Özellikle kahveden uzak durun. (Kafein içeriyor) Çay ve çikolata'da da kafein var, fakat ben ikisini de kesemiyorum açıkçası. Abartmayın, yeter bence.

2-Bazı ek gıdalar ile bedeni desteklememiz gerekir.

Bunları burada uzun uzun anlatacak değilim, herkes bu konuda master yaptı. (profesör olanlar da var.) Fakat bence, insan canının ne çektiğine çok dikkat etmeli. Çünkü, vücut, ihtiyacı olan şeyi size yedirir. ancak bu "yeme isteğinin" kanser hücrelerinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını ayrıştırmanız (en azından ayrıştırmaya çalışmanız) gerekir. Örneğin, bende daha önce hiç ilgim olmadığı halde, hastalandıktan sonra, acaip bir "kabak çekirdeği" yeme arzusu   oluştu. Önce bir anlam veremedim, fakat sonra kabak çekirdeğinin çok besleyici, vitaminler açısından çok zengin ve bağışıklık sistemine çok yardımcı bir gıda olduğunu öğrendim. Seziyordum, fakat anlamış oldum. Siz de vücudunuzu dinleyin. Size ne söylüyor dikkat edin. Bazı aldığınız gıdalar çok sağlıklı olarak bilinse bile, kendinizi iyi hissettirmiyorsa, almayın. Sırf biri çok faydalı diyor diye, tatsız tutsuz, iğrenç gelen gıdaları boşverin. 

Benim rahmetli yengem, kanser hastasıydı ve son günlerini tiksine tiksine brokoli suyu içerek geçirdi. Hiç bir faydası olmadığı gibi, eziyet haline dönüştü. Böyle bir şeyin faydalı olduğuna ASLA inanmam. 

Zerdeçal'a dikkatinizi çekmek isterim. Bolca tüketin. Ben baharat olarak, yemeklerle almaya çalışıyorum.

Canınız kuru yemiş çektiğinde, makul biktarlarda yemenizi tavsiye ederim. Tabii, doğal yöntemlerle hazırlananları. Kimyasallarla sarartılmış kayısılardan, hidrojen peroksite daldırılarak canlı gösterilen kuru incirlerden (evet, yapıyor vicdansızlar) uzak durun. 

3-Egzersizler ile bedeni canlı ve makul ölçülerde tutmamız gerekir.

Ben yoga yapıyorum. (haftada bir buçuk ya da üç saat). Sosyete falan da değilim, kıt kanaat geçiniyorum. Yoga'yı hem beden hem de ruh egzersizi olduğu için tercih ettim.  Fakat, başka biri yürümeyi, hafif sporları ve namaz kılmayı tercih edebilir, hiç de eksik olmaz.  Bu aralar, çok şişmanlamış olduğumu farkettim ve on kilodan fazla kilo verdim.  Fazla kilo ve aşırı yeme isteği hiç iyi değil. Yemeklerden tam doymadan kalkın.

4-Ağır iş koşullarına artık ayak uyduramayacağımızı anlamamız gerekir.

Para yok-dert yok. Ya da tersi. Yapabiliyorsanız ne ala. Bu prensip benim iyileşmeme neden oldu fakat çok parasız kaldım. Ya da, az para-az dert. Ben şimdi bunu oturtmaya çalışıyorum. 

5- Sevdiğiniz bir işi yapın. Bu bence çok önemli. 

Ruh için :

1- Kendimizi ve diğer insanları yargılamaktan vazgeçmemiz gerekir.

Uzun lafa gerek yok. Hasta olduğumuza göre, en büyük hasarı kendimize verdik demektir. Öncelikle kendimizi yargılamaktan vaz geçelim. Hastalığın bize çok öğretici bir ders olduğunu, dersimizi aldığımızı ve artık ona ihtiyacımız kalmadığını düşünmeliyiz. Kendinizi yargılamaktan, geçmişi düşünmekten, gelecekten korkmaktan vazgeçin. Bu günü yaşayın. Bunu söylemesi pek kolay, yapması ise pek zordur. Fakat bu konuda çalışsanız iyi olur. 
Başkalarını ise kendi hallerine bırakın.  Dünyaya nizam vermeseniz de olur, bırakın dağınık kalsın. Her şeyi o kadar iyi biliyorsanız, kendinizi kurtarın önce.

2-Sevmeyi ve affetmeyi öğrenmemiz gerekir.

Önce kendinizi, hatalarınızla sevmeyi öğrenin ve affedin. Sonra gerisi gelir. Kimse ile bozuşmayın, küsmeyin. Kırıcı, eleştirel tavırları bırakın. Anlamaya çalışın, uymuyorsa, yollarımız farklı deyip bırakın. 

3-Tevekkül'ü öğrenmemiz ve uygulamamız gerekir.

Ben artık öyle bir noktaya geldim ki, hayatı bir tiyatro oyunu gibi algılıyorum. Yaratıcının, hayatımıza karıştığını sanmıyorum. Doğa kendi kuralları içinde dönüyor. (Astroloji ile ilgili olduğumu bilenler , ne demek istediğimi daha iyi anlar.) Fakat hiç bir yardım isteğinin, karşılıksız bırakılmadığına da inanıyorum. 
Fakat hayatın bu akışını sezmek, ona uymak, bazı şeylere de (bırak olsun) demek gerekiyor. Bence çoğumuz, kimyasal faktörlerin yanı sıra, hayatın akışına uyamadığımız, fazlaca direttiğimiz, inat ettiğimiz için de hasta olduk. 
Kısacası, kendinizi rahat bırakın, yaratılışın muhteşemliğine ve mükemmelliğine inanın, teslim olun ve yardım isteyin. Hayatta keyif alacak da çok şey var. 

Her şey olması gerektiği gibi oluyor, varacağı yere varıyor sonuçta.

Zihin için :

1- Hastalık havasından çıkmamız gerekir.

Hastalığı düşünmeyin, işinize bakın.  Sürekli  medikal siteleri, yayınları okumaktan da vazgeçin. (Aslında bu blog, beni hastalığa bağlı tutuyor. Fakat, ben artık bunu bir borç ödemek şeklinde düşünüyorum. Aynı zamanda, bir günlük oldu, birilerine ışık tutatbilir. Söylediklerimde, yazdıklarımda ne kadar doğru ve haklı olduğumu hep birlikte göreceğiz bakalım. )

2-Öfke ve stress'ten uzak durmamız gerekir.

Çalışmayınca, en azından eskisi kadar çalışmayınca kendiliğinden oluyor bir kısmı.  Geri kalan için, özel çaba göstermek gerekiyor. 

3-Dua etmenin faydasına ve önemine inanıyorum. (Biçilen ömre saygı göstermek ve çok ağlayıp zırlamamak kaydı ile.) Ne durumda olursak olalım, her güne şükretmeliyiz.

Bunlara ek olarak :

1- Hastanelerden olabildiğince uzak durun.

Sadece ilaç yazdırmak için hastaneye gidin. Yanınızda anti-bakteryel jellerden taşıyın ve kullanın. Tuvaletlere girmeyin. Maske takmak ayıp değil, yanınızda maske olsun. Sağa sola dokunmayın.   Hastanelerin mikrop yuvası olduğunu unutmayın.

2- Doktorların söylediklerine karşı dikkatli olun. 

Çoğu çok iyi insanlar olmasına rağmen, ilaç endüstrisinin ağır baskısı altındalar. Gerçekten düşündüklerini ve bildiklerini söyleyip yazsalar, doktorluk yapmaları bile engellenir.  İlaç şirketleri çok güçlü. Bu nedenle, çok dikkatli konuşmak, çalışmak zorundalar. (Bazıları susmayı da tercih ediyor.) Bazıları da (azınlıktalar, fakat mesleğin adını kirletmeye yetiyorlar) çok tüccar olmuş, para için olmadık şeyler yapıyor. Gerçek doktorları sezeceğinizi tahmin ediyorum. Hastalar, kendileri ile konuşan, dertleşen, iyi iletişim kurabilen doktorları hayal ediyor fakat hem bu yetenek çok az insanda var, hem de yorucu ve yıpratıcı çalışma koşulları, anlayışsız hastalar ve hasta yakınları onları bezdiriyor ve uzak durmaya itiyor. Kulp'u biraz da kendimize takmalı ve onları da anlamaya çalışmalıyız.


3- Grip aşısı olmayın. Bu artık geçerl değil. 2015 sonbaharında grip ve zatürre aşıları (2 tane) oldum.

4- Nezle, grip olmamaya çalışın, fakat olursanız da dert etmeyin. buna tasalanmanız daha zararlı bence. Sadece yatın dinlenin. Ben bazı koruyucu önlemler de alıyorum. Hasta olsam da, diğer insanlar gibi bir süre süründükten sonra iyileşiyorum. Hatta bazen onlardan da önce iyileşiyorum, çünkü onlar gün boyu koşturmak zorundalar, dinlenemiyorlar.: Güncelleme: Nezle grip olursanız bol miktarda C vitamini tableti (günde 5 grama kadar) ve balıkyağı tableti için.

5- İlaç şirketlerinin derdi başka.  

Siz anladınız onu. Uzun lafa gerek yok. 
Mucizevi ilaç haberlerine de inanmayın. Mucize keşfedilse bile, eczaneye gelmesi en az beş yıl. Ayrıca, ömür boyu yutmanız, yani iyi bir müşteri olmanız gerekecek.


6- Değerler artış eğiliminde ise.

Hemen paniğe kapılmayın. Vücudunuzdaki başka hastalıklar, iltihabi durumlar ..vb.artışa neden olmuş olabilir. Genelikle de öyle olur zaten. Paniğe kapılmanız en kötüsü. Soğukkanlı olun. (hatta aldırmayın) Hastalığı daha önce inine soktuğunuzu, tekrar sokabileceğinizi düşünün. En kötü ihtimalle başka bir ilaç kombinasyonu ile yine kontrol altına alırlar.

Düzenli olarak ölçüm yaptırmak gerektiğini de ekleyelim..


Sağlıcakla kalın.

17 Ekim 2010 Pazar

Bitkisel ilaçlar - destekleyiciler

Aşağıda, babası mm ile mücadele eden bir hasta yakınının (Duygu hanım'ın) bana yazdığı mail'i bulacaksınız. Duygu hanımla tanışma fırsatımız oldu. Ekonomist-Tarihçi olmakla birlikte, ruhen doktor olan Duygu hanım (ben bu tür insanlara fahri doktor diyorum),  supplement'leri  (yani ilaç eki olarak destek  amaçlı alınan maddeleri) uzun uzun araştırmış ve babasına uygulamış.  Yakın zamana kadar Amerika'da kaldığı için gönderdiği metinde çok fazla İngilizce var, ben de çevirmeye girişemedim açıkçası. Metin, özellikle İngilizce bilenler ve verilen linklerdeki yazıları okuyabilenler için önemli bir bilgi derlemesi.

Katkı olarak ben zerdeçal'dan başka bir şey kullanmıyorum. (Yemeklerde baharat olarak) Bir ara üzüm çekirdeği ekstresi de almış, kullanmıştım (enoant resveratrol aşağı yukarı buna karşılık geliyor.  Ben Mısır çarşısında ki Arifoğlu'dan almıştım) Kendi bağışıklık sistemimin psikolojik durumumdan çok etkilendiğini keşfedeli beri, bir şey yutarak değil, sakin ve dengeli yaşayarak sağlıklı kalmaya çalışıyorum.  İki hafta önce, şiddetli bir anjin'e yakalandımda  (eşimden kaptım) , çok dert etmedim ve normal sürecinde iyileştim.

Bu tür katkı-destek maddelerine, bitkisel ilaçlara düşkün olanlar, aşağıda yer alan bilgileri yararlı bulabilirler. Ancak yoğun olarak ilaç kullananlar, bu maddelerin ilaçlarla etkileşimine karşı dikkatli olmalılar.

---------------------------
 Umit bey merhaba,

ben bugunku konusmamiza istinaden bugne kadar kullandigimiz supplement lardan birkaciyla ilgili kabaca bilgi gonderiyorum size.

* oncelikle enoant dan (üzüm çekirdeği ekstresi) bahsetmistim. bunu babam 2005 den beri kullaniyor. dedigim gibi 8.5 yil tedavi gormeden stabil kalmasina katkida bulundugunu dusunuyoruz. surada bu konuda bilgi var:

http://www.enoant.net/page02_02_soru8.html

enoant resveratrol ve cesitli baska polyphenol ler iceriyor. resveratrol de bircok mm hastasi tarafindan kullaniliyor. margaret yazmis bir seyler:

http://margaret.healthblogs.org/other-alternative-treatments/

enoant hgb hyi de yukseltiyor olabilir.

* ikinci olarak da her gun alinan balik yaglari var. balik yagi olarak twin lab inkini almistim ben amazon dan. emiliminin yuksek oldugunu biliyorum. gunde 1200 gr bundan aliyoruz. krill oil de omega 3 un yaninda kalp kaslari ve kemikler icin faydali (bununla ilgili pubmed den cesitli seyler okumustum). bir de shark liver oil aliyoruz. bu lokositleri yuksek tutar. temel olarak kemik iliginde bulunan alkylglycerol denen madde bagisiklik sistemini guclendiren bir sey. yani ilik de yeseniz az cok buna benziyor sanirim. bununla ilgili de arastirma bulabilirsiniz.

yalniz genel olrak purity balik yaglariyla iligili onemli bir mevzu. su siteden guvenli markalarla ilgili bilgi edinebilirsiniz:

http://org2.democracyinaction.org/o/6491/p/salsa/web/common/public/content?content_item_KEY=2215

babamin tahlillerini gordukten sonra hindistan li ayurvedaci asagidaki supplement lari tavsiye etmisti (bunlarla ilgili cok bilgi var, ben aciklayici oldugunu dusundugum bir kac siteyi refere ederek yaziyorum). biz bunlarin hemen hepsini www.favorfinesse.com diye bir siteden tedarik ettik. bu sirket hindistan da ve free shipping le dunyanin her yerine urun gonderiliyor. bence bu siteye girip bakin. asagida yazdigim supplement larla alakali bir cok bilgi var. hem ayurvedik kullanimlari hem de modern research leri yazmislar:

* amalaki (indian gooseberry) --> bunu sabah aksam yemeklerden sonra 1 er tane aliyoruz. rejuvenating etkisinden ve de zengin bir vitamin c kaynagi, guclu bir antioxidan oldugundan hala kullaniyoruz, ilac gunleri haric:

http://www.planetayurveda.com/natural-herbs-atoz/i-natural-herbs/indian-gooseberry.htm

  • It is one of the maximum natural source of Vitamin C. 
  • The fruit is also useful for urine and stomach disorders. 
  • The seed is useful in diabetes and diarrhea. 
  • It acts as an anti- inflammatory and hence useful in piles, gastric and colic. 
  • An oil is helpful in hair problems. 
  • The whole plant is beneficial for eye vision. 
  • Amla tonic is useful for heart and nervous disorders. Take one to two teaspoonfuls twice a day. 
  • It is also helpful for rakta-pittam, acidity and liver disorders. 
  • The root powder is useful for stomach disorders. The powder is taken one teaspoonfuls twice daily.


* vasaka (malabar nut): bunu da amla yla ayni sekilde kullaniyoruz. babamin sebepsiz yere yillardir bogazindaki gicigini gecirdigini dusunuyoruz.

http://www.herbalremedies.com/malabar-nut-information.html

This bitter-tasting nut has expectorant, diuretic, antispasmodic, alterative, bronchial dilation, antiseptic and pesticidal properties. The leaves of the plant contain the alkaloid vasicine, which is key to bronchial-dilation and its expectorant actions, and stimulates the contraction of uterine muscles, which accelerates or induces labor. Malabar Nut is used in traditional Ayurvedic medicine for treating chest problems such as chest congestion and inflammation.

* guduchi: bunu da ayni doktor tedaviye basladiktan sonrasi icin tavsiye etmisti. hem karacigeri hem de bobrekleri korudugunu biliyoruz. amla ve vasaka yla beraber aliyor bunu da.

http://www.chopra.com/guduchi

Preventing colds and flu
• Reducing the side effects of chemotherapy drugs
• Immune system enhancement
• Chronic skin disorders such as psoriasis or eczema
• Anti-arthritic and anti-inflammatory
• Hepatitis & jaundice (helps protect the liver from exposure to toxins)
• Gout and rheumatic disorders

* punarnava: bu benim onerdigim bir supplement. hem anemi hem de bobrekler icin iyi geldigini biliyorum.

http://www.indiaoz.com.au/health/ayurveda/h_r/herbs_Punarnava.shtml

It is good for the kidneys, especially the nephron cells which are damaged by long-term hyperglycemia (diabetes). And it pacifies two of the main laws of physiology (Vata and Kapha).
Punarnava enhances the quality of 6 of the 7 categories of bodily tissues, including nutrient plasma (Rasa Dhatu), blood (Rakta Dhatu), muscle (Mamsa Dhatu), fat (Meda Dhatu), bone marrow and nerves (Majja Dhatu), and reproductive fluids (Shukra Dhatu).

* ashwagandha: bu da benim arastirip buldugum bir bitkiydi. hatta margaret da kullaniyor sanirim, onun sitesinde de bununla ilgili arastirmalara yer verilmis.

http://margaret.healthblogs.org/other-alternative-treatments/ashwagandhawithanolides/

"in 2006 an MD Anderson team made the discovery that withanolides kill MM cells in vitro. The full study, published in Molecular Cancer Therapeutics, is available online: http://tinyurl.com/2eq3pc The study abstract begins: The plant Withania somnifera Dunal (Ashwagandha), also known as Indian ginseng, is widely used in the Ayurvedic system of medicine to treat tumors, inflammation, arthritis, asthma, and hypertension. Chemical investigation of the roots and leaves of this plant has yielded bioactive withanolides. Earlier studies showed that withanolides inhibit cyclooxygenase enzymes, lipid peroxidation, and proliferation of tumor cells. But even more importantly (for us MMers), in addition to suppressing the nasty COX-2 enzyme, these compounds blocked the activation of NF-kB in human myeloma (U266) cells. Yippee! And I would like to mention that a 2004 study shows that an extract of Withania somnifera inhibited angiogenesis: http://tinyurl.com/ypq58h
A 2003 University of Michigan study (http://tinyurl.com/yqmgxh) tells us that the roots of Withania somnifera are used as a dietary supplement around the world. Furthermore, from what I have read online, Withania somnifera is non-toxic, non-addictive and has no negative side effects (but I should say that I am still looking into this matter). Indeed, a recent study demonstrated that a purified standardized extract of ashwagandha protected the heart from the well-known cardiotoxic effects of doxorubicin: http://tinyurl.com/3yjcno And withanolides may also be effective against arthritis, see this June 2007 study: http://tinyurl.com/2vfw7r
The above-mentioned 2006 MD Anderson study concludes: Overall, our results suggest that the antiproliferative, proapoptotic, anti-invasive, antiosteoclastogenic, antiangiogenic, antimetastatic, radiosensitizing, antiarthritic, and cardioprotective effects assigned to withanolide may be mediated in part through the suppression of NF-kB and NF-kB-regulated gene products."

ayurveda da da asagidaki kosullar icin kullanilmakta:

http://en.wikipedia.org/wiki/Ashwagandha

In Ayurveda, the roots of W. somnifera are used to prepare medicinal Ashwagandha. It is claimed to possess aphrodisiac, sedative, rejuvenative and life prolonging properties. It is traditionally used to treat the following syptoms and conditions, although there are few scientific studies of the health benefits of Ashwagandha:[2][3]
chronic fatigue[2][3]
dehydration[2][3]
bone weakness[2][3]
muscle weakness and tension[2][3]
loose teeth[2][3]
thirst[2][3]
impotency[2][3]
premature ageing[2][3]
emaciation[2][3]
debility[2][3]
constipation[2][3]
senility[2][3]
debility[2][3]
rheumatism[2][3]
nervous exhaustion[2][3]
memory loss[2][3]
spermatorrhoea[2][3][4]

bunun haricinde moringa oelifera fa bir donem kullanmisti ayurvedaci adamin tavsiyesiyle. su sia ağır gelmesin diye vermedik. ondan da margaret bahsetmis--genel olarak besin degeri inanilmaz yuksek bir meyve ve amazon dan bulunabiliyor:

http://margaret.healthblogs.org/other-alternative-treatments/moringa-oleifera/

"Moringa oleifera is a very nutritious tree…I mean, yes, you can actually EAT it. I read that its leaves contain more protein than yoghurt (!)…and also calcium, iron, vitamin Bs and so on. For a description of the Moringa oleifera tree, see: http://en.wikipedia.org/wiki/Moringa_oleifera Here I read that parts of the tree are used as an antiseptic and in treating rheumatism, venomous bites (!) and other conditions. Interesting…but does it affect myeloma?
A 2007 study according to which Moringa oleifera is indeed strongly cytotoxic to myeloma cells. “Oh, this is good, this is very good!,” I thought. I then checked PubMed where I found 124 studies dealing with this tree and many of its amazing properties. Today, however, I barely have enough time to take a quick look at the 2007 myeloma study. As follows.
The study (full study: http://tinyurl.com/oaeo4s) tells us that Moringa oleifera is a multipurpose tree widely distributed in Asia and commonly used in Indian traditional medicine. The leaves of this tree were used in folk remedies for tumors and as a food source for humans (and, I read elsewhere, for animals, too).
Why am I not surprised to read that this tree yields substances that are antioxidant, anti-bacterial, fungicidal, hypocholesterolemic and anti-diabetic? Familiar story, eh. In any case, the researchers tested both Moringa oleifera and Vinca rosea leaf extracts (the drugs vincristine and vinblastin derive from the latter, btw) on myeloma cells. They found that the Moringa extract had much stronger anti-myeloma effects than the Vinca one. Well, how about that?"

benim yine her ihtimale karsi aldigim supplement lar da sunlar:

guggul --> en onemli ozelligi kollesterol u dengelemesi. ayni zamanda mm icin de kullanilmakta ayurveda da.
cystone --> bobrekleri ve idrar sistemini duzenliyor bu da. bir bobrek sorunu dusumunda dusunecegiz.
reosto --> bu kemikler icin.
neem --> hem cilt yaralari ve cesitli cilt sorunlari icin iyi ve de kani temizleyici ozelligi vardir.

22 Nisan 2010 Perşembe

Marcus Aurelius

Bu gün size Marcus Aurelius'dan bahsetmek istiyorum. O da kim diyeceksiniz. Kendisi MS 2. yüzyılda yaşamış bir Roma imparatoru. MS 177 yılında ölmüş. Roma'nın altın çağlarında, zirvede olduğu zamanlarda Roma imparatorluğunu yöneten bir "bilge kral". Başarılı bir siyasetçi ve komutan olmasının yanısıra, aldığı derin eğitim sayesinde felsefe alanındaki yetkinliği ile filozof imparator olarak da biliniyor.

12 kitaplık "Ta eis Eauton (kendime düşünceler)" adını verdiği eser, antik çağın en önemli felsefe eserleri arasında sayılıyor.

Aurelius'un bu eserinin bir kısmı "Düşünceler" ya da "Kendime düşünceler" adı ile Türkçe'ye çevrildi. Aşağıda alfa yayınlarından çıkan Furkan Akderin çevirisinden alıntılar bulacaksınız. Yapı Kredi yayınlarından da çıktı, hatta onu tercih etmekte fayda var. Fakat, şimdilik elimde olan ALFA yayınlarının yayınladığı kitap.

Son zamanlarda hayranlıkla okuduğum bu kitap, hastalıktan sonra öğrendiğim bir çok şeyi doğrular nitelikte. Ben de sizlerle paylaşmak istedim. Gelin şimdi, şöyle yapalım; Ben sorularımı sorayım, Marcus Aurelius, bu bilge imparator, benim hocam olsun ve bana yaklaşık 2,000 yıl önceden cevap versin. Bakalım ne diyeceksiniz bu işe..

Değerli hocam, neden bu felaket benim başıma geldi ? Çok mu talihsizim yoksa kaderim mi kötü?

Dalgaların gelip çarptıkları bir kaya kadar sağlam olmaya çalış, suların sakinleşmesini bekle. "Ben ne kadar şanssızım. Bak bu olay benim başıma geldi.." ya da aksine "Ne kadar da şanslıyım, başıma gelen bu şey beni utandırmıyor, ne şimdiden ne de gelecekten korkuyorum" diye düşünüyorsun.

Böyle bir şanssızlık herkesin başına gelebilir, ancak herkes üzüntüye kapılmadan yaşayamaz. O halde buna neden şanssızlık diyoruz, bu pekala şans değil mi? Belki de sen bir insanın şanssızlığını kendi doğasıyla uyum içinde yaşamamasından başka bir nedene bağlıyorsundur. ...Peki başına gelen şey senin adaletli, bilge, ihtiyatlı, dikkatli, içten, duygularına hakim özgür bir insan olmanı veya insan doğasının ortaya çıkmasını, kendine özgü amaca ulaşmanı sağlayacak olan diğer niteliklere sahip olmanı engelleyebildi mi?
O halde karşılaştığım her güçlükte şöyle bakmalıyım: Bu yaşadığım şey şanssızlık değil fakat ona katlanabiliyor olmak bir şanstır.

Hocam, pek anlamadım.. Nasıl böyle bir acı şans olur?

İnsan ruhu evrende kendi elinde olmasına rağmen kendisini bir yaraya ya da bir ura dönüştürürse, kendini küçük düşürmüş olur. Yaşadığımız bir şeye kızmak evrensel doğaya aykırıdır. Çünkü evrensel doğa tüm varlıkların doğalarını içinde bulundurur. Bir insana kin duyduğumuzda ya da ona öfkelenip zarar vermek amacıyla üzerine yürüdüğümüzde kendimizi küçük düşürürüz. Bir zevke ya da acıya yenilirsek de kendimizi küçük düşürürüz. ..en küçük hareketimizi bile yaptığımız şeyin farkında olarak yapmalıyız. Çünkü aklı olan varlıkların amacı en saygın aklın yasalarına uygun davranmaktır.

Bazı hastalar duydum hocam..myeloma'ya hiç aldırmıyorlarmış.

Hiç kimsenin başına dayanamayacağı bir şey gelmez. Birinin başına gelen, diğerinin de başına gelebilir. Fakat kimileri başına gelenin farkına varmadığı için, kimileriyse daha güçlü görünmek için olanlardan etkilenmemiş gibi görünür. Bilgisizliğin ve kibirliliğin bazen bilgelikten daha güçlü olması ne kadar da ilginç.

Hastalık insanı değiştirir mi hocam?

Olup bitenler tek başlarına ruhu etkileyemezler, ruhun içine giremezler, onu dönüşüme uğratamazlar. Ruh kendi kendini dönüşüme uğratabilir. Ruh için olaylar, kendine yakıştığını düşündüğü kararlar tarafından biçimlendirildiği gibidir.

Peki ya pes etmek?

Beden savaşmaya devam ederken ruhun savaşı bırakması büyük bir utanç kaynağıdır.

Doktorun bu oyundaki rolü nedir hocam ?

Gemiciler kaptan hakkında, hastalar hekim hakkında kötü konuşuyorlarsa, kaptan gemicileri, hekim de hastaları kurtaramaz.

Peki bütün bu olanlardan ne anlamalıyım?

Kötü bir şey yaşadığında, benzeri şeyleri yaşayıp üzülen ve şaşıran insanları düşün. Peki bu insanlar şimdi nerede?
Hiç bir yerde olmadıklarına göre senin de doğana aykırı bu düşüncelerden sıyrılıp, yaşadıklarından nasıl faydalanacağını düşünmen gerekir. Böylece kaderini bir malzemeye dönüştürebilirsin. Sadece yaptığın şeylere güzel bir görüntü vermeye çalış ve şunu aklından çıkarma: Nasıl davrandığın ahlaksal bakımdan önemlidir ancak kullandığın malzeme tek başına iyi veya kötü olamaz.

Sanırım ölüme diğer insanlardan daha yakınız artık..

Doğum ve ölüm doğanın sırlarıdır. Benzeri öğeler birleşir ve dağılırlar. O halde bunda utanacak bir şey yok. Çünkü doğamıza ve yapımıza aykırı bir şey olmuyor.
Bir tanrı sana yarın veya bir sonraki gün öleceğini söylerse, eğer korkak değilsen yarın ya da sonraki gün olması senin için farketmez. Zaten arada büyük bir fark yok. aynı şekilde yarın mı yoksa uzun yıllar sonra mı öleceğinin de pek fazla bir önemi yok.
Epiktetos'un sürekli olarak yinelediği gibi "Sen bir ölünün ağırlığını taşıyan yumuşak bir ruhsun."

Umarım siz de benim kadar sevmişsinizdir bu bilge imparatoru.


Şems-i Tebrizi ile sohbet için de buraya tıklayın...


21 Mart 2010 Pazar

Enginar ve Zerdeçal tabletleri

Evet, hayatımda pek yeni bir şey yok. Çok şükür, iyiyim ve çalışmaya devam ediyorum.
Yoga'nın faydasını gördüm. Artık ondan mı, içtiğim tonik suyundan mıdır bilmiyorum, ayaklarım da eskisi kadar uyuşmuyor. Hatta uzun süredir ovulmasını da beklemez,istemez oldum. Uyuşmalar çok azaldı. Günde bir Neurontin(600mg)+Apicobal'a devam ediyorum.

Bu arada enginar mevsimi geldi. Karaciğere çok faydalı olan bu sebzeyi olabildiğince çok tüketmenizi tavsiye ederim. İlaç gibi düşünün.

Eşim bana GNC mağazasından TURMERIC (Curcumin) yani ZERDEÇAL tabletleri almış. İçinde 100 kapsül var, fiyatı da 50 TL. Biliyorsunuz, bitkisel ürünleri bilmeden tavsiye etmek istemiyorum, fakat zerdeçal'ın ismi myeloma sitelerinde öyle çok geçiyor ki, burada bahsetmeden geçemedim. Bence günde bir tane yutmanın bir zararı olmaz. Hatta çok yararlı olduğuna ikna olmuş durumdayım.

Bu arada..Hücre naklinden yaklaşık 4-6 yıl sonra myelomanın şiddetli bir şekilde geri döndüğüne dair çok örnek okudum ve duydum. Bunun nedenlerini araştırmak lazım. Bu konuda fikri olanlar lütfen yorum yazsınlar. Nakilden sonra da kendinizi ne kadar iyi hissederseniz hissedin, en geç 3-4 ayda bir kontrole gitmeyi ihmal etmeyin derim.

Sağlıcakla kalın.

11 Mart 2010 Perşembe

Yoga ve şifa

Aşağıda yoga eğitmenimin bir yazısını okuyacaksınız. Eğer ilgilenirseniz, doğrudan kendisiyle bağlantı kurabilirsiniz.

Sağlıcakla kalın.


Herkese Merhaba,

Ben Özlem, Kundalini Yoga ve Meditasyon eğitmeniyim ve Ümit Bey benim öğrencilerimden biri. Umit Bey’deki gelişmeyi gözlerimle görüyorum ve bunda benim de payım olduğu için çok mutluyum. Gerçekten ilk günler epey sıkıntılıydı ama simdi üzerinden yaklaşık 3 ay geçti ve diğer öğrencilerden farkı kalmadı. Bu başarıyı sadece haftada 1 gün 1.15 dakika gibi kısa bir sürede gerçekleştirdi. Sözün özü bunu herkes yapabilir ve aynı başarıya ulaşabilir. Bunun için 3 şey gerekli; Niyet, Disiplin ve Kararlılık.

Öncelikle size Kundalin yoga eğitimi ile de ilgili bilgi vermek istiyorum. Ders sırasında Nefes teknikleri öğrenirsiniz (Pranayam), beden kilitleri (Bandha), hareketler (Asana), Meditasyon ve Mantralar ve hatta yaratıcı vizyonlama (Yantras). Bütün bunlar bilimsel olarak bir araya geldiklerinde “Kriya” diye adlandırılır.

Mantra söylemek kesinlikle dini bir olgu değildir. Birçok mantra Sanskritçe veya Gurmukhi denilen eski zaman dilinde söylenir. Mantra söylerken ağzın aldığı şekil, dilin yeri, sözcüklerin söylenişi; ağzın içindeki baskı noktalarını uyarır, dolayısıyla beyin enerjisi yükselir, meditasyona hazır hale gelinir

Her katıldığınız ders; bedeninizi güçlendirmenin yanı sıra, duygusal ve ruhsal değişiminize de katkıda bulunur.

Şimdi Kundalini Yoga ve Şifalanma arasındaki ilişkiyi anlatmak istiyorum, çok fazla teknik terim kullanmadan yapmaya çalışacağım.

Kundalini her bireyde bulunan evrensel enerjidir ve atıl durumdadır. Kundalini yoga ile bu enerjiyi kullanılabilir enerjiye dönüştürürüz. Bir yaşam enerjisidir; Kundalini yogada “Prana” diye adlandırılır, Çinliler “Chi”, Japonlar “Ki” ve bilim insanları “Biyolojik enerji derler. Yaşam enerjisi sağlık, bolluk bereket ve mutluluk yaratır. Çünkü bu enerji bizi ruhumuzla yeniden iletişime geçirir. Modern çağda çoktan ruhumuzla iletişimi kaybettik.

Bedenimizde 8 dinamik enerji merkezi bulunur (çakralar). Enerji merkezlerimizin düzenli çalışıp ve hizalı olmaları gerekir. Kundalini Yoga yaparak onları hizalar ve düzenli çalışmalarını sağlarız.

Şunu özellikle belirtmek istiyorum Kundalini Yoga hastalık bazlı bir yoga olmayıp, temelinde “mükemmelik ve yücelik” vardır. Bir bilimdir, size bir insan olarak nasıl yüce olacağınızı ve isteklerinize kavuşacağınızı deneyimletir.

Ustalardan biri şöyle der; “Kundalini Yoga; hastalığa göre öğretilmez ama hasta insana öğretilen kutsal bir bilimdir – Yogi Bhajan”

Bu kutsal bilim bizde farkındalık yaratıp, tekrar ruhumuzla ve sonsuzlukla iletişime geçmemizi ve hayatımızın kontrolünü almamızı sağlar. İşte hayatınızın kontrolü sizde olduğunda artık iyileşmek, sağlıklı, mutlu ve bolluk bereket içinde olmak sizin elinizdedir. Küçük bir not daha; Kendinizi iyileştirmekle, kendinizi sevmek aynı şeydir.

Hatırlayın! SİZ her şeyi mümkün kılacak kadar güçlüsünüz!

Sevgiyle kalın,

Özlem Ataman
Kundalini Yoga ve Meditasyon Eğitmeni
507 954 1902
kundaliniozlem@yahoo.com

2 Ocak 2010 Cumartesi

Yoga



Bu gün size yoga'dan bahsetmek istiyorum. "Hah" diyeceksiniz. "Her iş bitti yoga kaldı". Eh böyle düşünenler, düşünmeye devam etsinler. Ben ilgilenenlere anlatayım. Bilinenleri tekrar edip durmak istemiyorum.

Durum şu : Uzun süredir çok hareketsizim. Çok kilo aldım, bir türlü veremiyorum. ( 88 kiloyum) Ayaklarım uyuşuyor diye, daha az yürümeye başladım. Onlarda da daha çok uyuşmaya başladılar. Eskiden 300 mg Neurontin ile idare ederken, şimdi 600 mg bile yetmiyor. Uyuşma dizlerime kadar çıktı. Bir yandan B vitamini de (Apicobal) alıyorum, o da iştahımı açıyor. Şeker de cabası.

Eh bu kadar oburluk ve tembelliğin sonucunda, sırtım ağrımaya başladı. Myeloma'dan değil, sandalyede uzun süre oturmaktan.

Söylenip duruyordum. Sonunda, hanım beni zorla yoga'ya gönderdi. Yoga'nın zengin işi, fantezi olduğunu düşünürdüm doğrusu. Fiyatları şöyle: 10 ders 130 TL, ilk ders ücretsiz. Ayrıca zengin falan de değiliz, anca idare ediyoruz, onu da belirteyim.

İlk ders beni fazla zorlamadılar fakat bağdaş kurmak, dizlerimin üzerine oturmak çok zor geldi. Uyuşmuş ayaklarla ne kadar kötü olabildiğini tahmin edersiniz. Yine de, bacaklarımın arkasına küçük battaniyeler koyarak, diz üstü ve dik oturmamı sağladılar. Tabi ki sağ baldırıma, ayaklarıma bir kaç kez kramp girdi. Onları ovarak çözmem ve yürümem gerekti. Nasıl tere batıp çıktığımı anlatamam. 45 dakikanın sonunda suya düşmüş gibi terli ve sarhoş gibi bitkindim. Anca eve kadar yürüyüp kanepeme tırmanabildim.

Bu gün ikinci ders vardı. Nispeten daha rahat olacağını düşünüyordum, yanılmışım. Perişan oldum. En basit hareketleri bile yapamadım ya da zor bela yaptım. Burnumdan şıpır şıpır ter damladı. Etrafımdaki insanların ne kadar kolay eğilip büküldüklerini, bacaklarını kaldırıp çevirdiklerini görünce kendimden utandım. Ben gençken atletik yapılıydım ve uzun mesafe koşardım. Kendi vücuduma ne kadar yabancılaştığımı, birbirimizden ne kadar koptuğumuzu bir kez daha farkettim. Ders bittiğinde, havuza düşmüş gibiydim.

Evet. Ben vücuduma iyi bakmadım. Kötü besinlerle onu yıprattım. Stress, endişe, bitmek bilmeyen arzularımla kimyasını bozdum. Ona hiç saygı göstermedim, sanki benim hoyratlığıma sonsuza kadar boyun eğmekle yükümlüydü. Sadece bedenime mi? Kendimi de hiç tanımamışım. Doğama, varoluş nedenime uymayan işler yapmaya çalıştım. Hem kendim yıprandım, hem de çevremi yıprattım. Tabi ki bunun sonu iyi bitemezdi, sonunda üç yıl önce myeloma ile noktayı koyduk.

Kalanı da hastaneler tamamladı, sözüm ona iyileştirmek için aldığım her ilaç, başka bir şeyi bozdu. Hele ilk yıl kabus gibiydi. Fakat yine de, hayatın, bedenin gücüne hayran kaldım. Her şeye rağmen kendini toparladı. Tabi ben de üzerime düşenleri yapmaya çalıştım. Ruhen iyileşmek için hayattan biraz çekildim. Parasal olarak çok geriledik tabi ki, fakat daha mutlu ve huzurlu bir hayatımız oldu.

Hep inandığım bir şeyi yapmaya çalıyorum : Hap yutarak iyileşemem. Şifa, başka bir şey. Onan inanmak ve uğrunda çaba harcamak gerekiyor. Bedenimizin kendini toparlama gücü var, ona yol açmamız yardım etmemiz gerekiyor.

Kısacası tembelliğimi yenmeye, hareket etmeye çalışıyorum. Bacaklarıma kramp giriyor diye, vazgeçecek değilim. Evet, kasıklarım tutuldu, tuhaf yürüyorum. Fakat bir şey dikkatimi çekti, iki dersten sonra bile rahatça çöküp kalkmaya başladım. Ne zamandır yapamadığım bir şeydi.

Hedefim hiç ilaç yutmadan, belki de sadece antibiyotik yutarak hayata devam etmek. (Evet, dalga geçmiyorum) Son kontrole gidişimde, Siret bey'le pazarlık yaptım, keselim Talidomid'i diye. "Canavarı kontrol edip inine sokalım diye ne kadar çok uğraştık, zaten az talidomid'le idare ediyorsun. Daha ne istiyorsun. İninden bir çıkarsa, onu bir daha oraya sokamayabiliriz" dedi. Hak verdim. Henüz erken.

Ben de kendimi henüz hazır hissetmiyorum. O canavarı ben yarattım, ben büyüttüm. Şimdi de ondan korkuyorum.

Fakat asıl olan kendini ve hayattaki yolunu iyi anlamak ve buna uygun davranmak. O zaman her şeyin yerli yerine oturacağını düşünüyorum. Hastalık, görevini yaptı, bana hediye edilmiş kıymetli bir hayatı nasıl çarçur ettiğimi gösterdi. Ona müteşekkirim, fakat artık ona ihtiyacım yok.

Yolumu bulursam, beni rahat bırakacaktır. Bundan eminim. Bu şansı kullanamazsam geri gelecek. Bu kez önüne bir kaç hap atarak ondan kurtulamam.

Yoga'ya devam...

Not: Yoga'yı uzun süredir ihmal ediyordum, "Yoga moga'yla olmaz bu işler" lafını duyunca yeniden başlamaya karar verdim.