Dikkat

Bu bloga girerken ya da yorum yazarken kimsenin isim, mail..vb. bilgisini istenmez, üye olmak gerekmez. Kişisel bilgilerinizi asla vermeyiniz.

Adres satırında (ilk kısmında) myelomabilgi.blogspot.com.tr yazmalıdır.

 

2 Ocak 2010 Cumartesi

Yoga



Bu gün size yoga'dan bahsetmek istiyorum. "Hah" diyeceksiniz. "Her iş bitti yoga kaldı". Eh böyle düşünenler, düşünmeye devam etsinler. Ben ilgilenenlere anlatayım. Bilinenleri tekrar edip durmak istemiyorum.

Durum şu : Uzun süredir çok hareketsizim. Çok kilo aldım, bir türlü veremiyorum. ( 88 kiloyum) Ayaklarım uyuşuyor diye, daha az yürümeye başladım. Onlarda da daha çok uyuşmaya başladılar. Eskiden 300 mg Neurontin ile idare ederken, şimdi 600 mg bile yetmiyor. Uyuşma dizlerime kadar çıktı. Bir yandan B vitamini de (Apicobal) alıyorum, o da iştahımı açıyor. Şeker de cabası.

Eh bu kadar oburluk ve tembelliğin sonucunda, sırtım ağrımaya başladı. Myeloma'dan değil, sandalyede uzun süre oturmaktan.

Söylenip duruyordum. Sonunda, hanım beni zorla yoga'ya gönderdi. Yoga'nın zengin işi, fantezi olduğunu düşünürdüm doğrusu. Fiyatları şöyle: 10 ders 130 TL, ilk ders ücretsiz. Ayrıca zengin falan de değiliz, anca idare ediyoruz, onu da belirteyim.

İlk ders beni fazla zorlamadılar fakat bağdaş kurmak, dizlerimin üzerine oturmak çok zor geldi. Uyuşmuş ayaklarla ne kadar kötü olabildiğini tahmin edersiniz. Yine de, bacaklarımın arkasına küçük battaniyeler koyarak, diz üstü ve dik oturmamı sağladılar. Tabi ki sağ baldırıma, ayaklarıma bir kaç kez kramp girdi. Onları ovarak çözmem ve yürümem gerekti. Nasıl tere batıp çıktığımı anlatamam. 45 dakikanın sonunda suya düşmüş gibi terli ve sarhoş gibi bitkindim. Anca eve kadar yürüyüp kanepeme tırmanabildim.

Bu gün ikinci ders vardı. Nispeten daha rahat olacağını düşünüyordum, yanılmışım. Perişan oldum. En basit hareketleri bile yapamadım ya da zor bela yaptım. Burnumdan şıpır şıpır ter damladı. Etrafımdaki insanların ne kadar kolay eğilip büküldüklerini, bacaklarını kaldırıp çevirdiklerini görünce kendimden utandım. Ben gençken atletik yapılıydım ve uzun mesafe koşardım. Kendi vücuduma ne kadar yabancılaştığımı, birbirimizden ne kadar koptuğumuzu bir kez daha farkettim. Ders bittiğinde, havuza düşmüş gibiydim.

Evet. Ben vücuduma iyi bakmadım. Kötü besinlerle onu yıprattım. Stress, endişe, bitmek bilmeyen arzularımla kimyasını bozdum. Ona hiç saygı göstermedim, sanki benim hoyratlığıma sonsuza kadar boyun eğmekle yükümlüydü. Sadece bedenime mi? Kendimi de hiç tanımamışım. Doğama, varoluş nedenime uymayan işler yapmaya çalıştım. Hem kendim yıprandım, hem de çevremi yıprattım. Tabi ki bunun sonu iyi bitemezdi, sonunda üç yıl önce myeloma ile noktayı koyduk.

Kalanı da hastaneler tamamladı, sözüm ona iyileştirmek için aldığım her ilaç, başka bir şeyi bozdu. Hele ilk yıl kabus gibiydi. Fakat yine de, hayatın, bedenin gücüne hayran kaldım. Her şeye rağmen kendini toparladı. Tabi ben de üzerime düşenleri yapmaya çalıştım. Ruhen iyileşmek için hayattan biraz çekildim. Parasal olarak çok geriledik tabi ki, fakat daha mutlu ve huzurlu bir hayatımız oldu.

Hep inandığım bir şeyi yapmaya çalıyorum : Hap yutarak iyileşemem. Şifa, başka bir şey. Onan inanmak ve uğrunda çaba harcamak gerekiyor. Bedenimizin kendini toparlama gücü var, ona yol açmamız yardım etmemiz gerekiyor.

Kısacası tembelliğimi yenmeye, hareket etmeye çalışıyorum. Bacaklarıma kramp giriyor diye, vazgeçecek değilim. Evet, kasıklarım tutuldu, tuhaf yürüyorum. Fakat bir şey dikkatimi çekti, iki dersten sonra bile rahatça çöküp kalkmaya başladım. Ne zamandır yapamadığım bir şeydi.

Hedefim hiç ilaç yutmadan, belki de sadece antibiyotik yutarak hayata devam etmek. (Evet, dalga geçmiyorum) Son kontrole gidişimde, Siret bey'le pazarlık yaptım, keselim Talidomid'i diye. "Canavarı kontrol edip inine sokalım diye ne kadar çok uğraştık, zaten az talidomid'le idare ediyorsun. Daha ne istiyorsun. İninden bir çıkarsa, onu bir daha oraya sokamayabiliriz" dedi. Hak verdim. Henüz erken.

Ben de kendimi henüz hazır hissetmiyorum. O canavarı ben yarattım, ben büyüttüm. Şimdi de ondan korkuyorum.

Fakat asıl olan kendini ve hayattaki yolunu iyi anlamak ve buna uygun davranmak. O zaman her şeyin yerli yerine oturacağını düşünüyorum. Hastalık, görevini yaptı, bana hediye edilmiş kıymetli bir hayatı nasıl çarçur ettiğimi gösterdi. Ona müteşekkirim, fakat artık ona ihtiyacım yok.

Yolumu bulursam, beni rahat bırakacaktır. Bundan eminim. Bu şansı kullanamazsam geri gelecek. Bu kez önüne bir kaç hap atarak ondan kurtulamam.

Yoga'ya devam...

Not: Yoga'yı uzun süredir ihmal ediyordum, "Yoga moga'yla olmaz bu işler" lafını duyunca yeniden başlamaya karar verdim.