Dikkat

Bu bloga girerken, kimsenin bilgisini istenmez, üye olmak gerekmez. Kişisel bilgilerinizi asla vermeyiniz.

Adres satırında myelomabilgi.blogspot.com.tr yazmalıdır.

 

22 Nisan 2010 Perşembe

Marcus Aurelius

Bu gün size Marcus Aurelius'dan bahsetmek istiyorum. O da kim diyeceksiniz. Kendisi MS 2. yüzyılda yaşamış bir Roma imparatoru. MS 177 yılında ölmüş. Roma'nın altın çağlarında, zirvede olduğu zamanlarda Roma imparatorluğunu yöneten bir "bilge kral". Başarılı bir siyasetçi ve komutan olmasının yanısıra, aldığı derin eğitim sayesinde felsefe alanındaki yetkinliği ile filozof imparator olarak da biliniyor.

12 kitaplık "Ta eis Eauton (kendime düşünceler)" adını verdiği eser, antik çağın en önemli felsefe eserleri arasında sayılıyor.

Aurelius'un bu eserinin bir kısmı "Düşünceler" ya da "Kendime düşünceler" adı ile Türkçe'ye çevrildi. Aşağıda alfa yayınlarından çıkan Furkan Akderin çevirisinden alıntılar bulacaksınız. Yapı Kredi yayınlarından da çıktı, hatta onu tercih etmekte fayda var. Fakat, şimdilik elimde olan ALFA yayınlarının yayınladığı kitap.

Son zamanlarda hayranlıkla okuduğum bu kitap, hastalıktan sonra öğrendiğim bir çok şeyi doğrular nitelikte. Ben de sizlerle paylaşmak istedim. Gelin şimdi, şöyle yapalım; Ben sorularımı sorayım, Marcus Aurelius, bu bilge imparator, benim hocam olsun ve bana yaklaşık 2,000 yıl önceden cevap versin. Bakalım ne diyeceksiniz bu işe..

Değerli hocam, neden bu felaket benim başıma geldi ? Çok mu talihsizim yoksa kaderim mi kötü?

Dalgaların gelip çarptıkları bir kaya kadar sağlam olmaya çalış, suların sakinleşmesini bekle. "Ben ne kadar şanssızım. Bak bu olay benim başıma geldi.." ya da aksine "Ne kadar da şanslıyım, başıma gelen bu şey beni utandırmıyor, ne şimdiden ne de gelecekten korkuyorum" diye düşünüyorsun.

Böyle bir şanssızlık herkesin başına gelebilir, ancak herkes üzüntüye kapılmadan yaşayamaz. O halde buna neden şanssızlık diyoruz, bu pekala şans değil mi? Belki de sen bir insanın şanssızlığını kendi doğasıyla uyum içinde yaşamamasından başka bir nedene bağlıyorsundur. ...Peki başına gelen şey senin adaletli, bilge, ihtiyatlı, dikkatli, içten, duygularına hakim özgür bir insan olmanı veya insan doğasının ortaya çıkmasını, kendine özgü amaca ulaşmanı sağlayacak olan diğer niteliklere sahip olmanı engelleyebildi mi?
O halde karşılaştığım her güçlükte şöyle bakmalıyım: Bu yaşadığım şey şanssızlık değil fakat ona katlanabiliyor olmak bir şanstır.

Hocam, pek anlamadım.. Nasıl böyle bir acı şans olur?

İnsan ruhu evrende kendi elinde olmasına rağmen kendisini bir yaraya ya da bir ura dönüştürürse, kendini küçük düşürmüş olur. Yaşadığımız bir şeye kızmak evrensel doğaya aykırıdır. Çünkü evrensel doğa tüm varlıkların doğalarını içinde bulundurur. Bir insana kin duyduğumuzda ya da ona öfkelenip zarar vermek amacıyla üzerine yürüdüğümüzde kendimizi küçük düşürürüz. Bir zevke ya da acıya yenilirsek de kendimizi küçük düşürürüz. ..en küçük hareketimizi bile yaptığımız şeyin farkında olarak yapmalıyız. Çünkü aklı olan varlıkların amacı en saygın aklın yasalarına uygun davranmaktır.

Bazı hastalar duydum hocam..myeloma'ya hiç aldırmıyorlarmış.

Hiç kimsenin başına dayanamayacağı bir şey gelmez. Birinin başına gelen, diğerinin de başına gelebilir. Fakat kimileri başına gelenin farkına varmadığı için, kimileriyse daha güçlü görünmek için olanlardan etkilenmemiş gibi görünür. Bilgisizliğin ve kibirliliğin bazen bilgelikten daha güçlü olması ne kadar da ilginç.

Hastalık insanı değiştirir mi hocam?

Olup bitenler tek başlarına ruhu etkileyemezler, ruhun içine giremezler, onu dönüşüme uğratamazlar. Ruh kendi kendini dönüşüme uğratabilir. Ruh için olaylar, kendine yakıştığını düşündüğü kararlar tarafından biçimlendirildiği gibidir.

Peki ya pes etmek?

Beden savaşmaya devam ederken ruhun savaşı bırakması büyük bir utanç kaynağıdır.

Doktorun bu oyundaki rolü nedir hocam ?

Gemiciler kaptan hakkında, hastalar hekim hakkında kötü konuşuyorlarsa, kaptan gemicileri, hekim de hastaları kurtaramaz.

Peki bütün bu olanlardan ne anlamalıyım?

Kötü bir şey yaşadığında, benzeri şeyleri yaşayıp üzülen ve şaşıran insanları düşün. Peki bu insanlar şimdi nerede?
Hiç bir yerde olmadıklarına göre senin de doğana aykırı bu düşüncelerden sıyrılıp, yaşadıklarından nasıl faydalanacağını düşünmen gerekir. Böylece kaderini bir malzemeye dönüştürebilirsin. Sadece yaptığın şeylere güzel bir görüntü vermeye çalış ve şunu aklından çıkarma: Nasıl davrandığın ahlaksal bakımdan önemlidir ancak kullandığın malzeme tek başına iyi veya kötü olamaz.

Sanırım ölüme diğer insanlardan daha yakınız artık..

Doğum ve ölüm doğanın sırlarıdır. Benzeri öğeler birleşir ve dağılırlar. O halde bunda utanacak bir şey yok. Çünkü doğamıza ve yapımıza aykırı bir şey olmuyor.
Bir tanrı sana yarın veya bir sonraki gün öleceğini söylerse, eğer korkak değilsen yarın ya da sonraki gün olması senin için farketmez. Zaten arada büyük bir fark yok. aynı şekilde yarın mı yoksa uzun yıllar sonra mı öleceğinin de pek fazla bir önemi yok.
Epiktetos'un sürekli olarak yinelediği gibi "Sen bir ölünün ağırlığını taşıyan yumuşak bir ruhsun."

Umarım siz de benim kadar sevmişsinizdir bu bilge imparatoru.


Şems-i Tebrizi ile sohbet için de buraya tıklayın...