Dikkat

Bu bloga girerken, kimsenin bilgisini istenmez, üye olmak gerekmez. Kişisel bilgilerinizi asla vermeyiniz.

Adres satırında myelomabilgi.blogspot.com.tr yazmalıdır.

 

27 Aralık 2011 Salı

Myeloma tedavisinde son durum

Aşağıda doktorum sayın Siret bey'in, benim ricam üzerinde yazdığı bir bilgilendirme notu var: 

Son yıllarda Talidomid, Bortezomib (Velcade) ve Lenalidomid (Revlimid) gibi ilaçlar ve bu ilaçların klasik Multiple Myeloma ilaçları olan alkeran, kortizon ve siklofosfamid ile olan kombinasyonları Multiple Myeloma hastalığının tedavisinde yeni bir çağ başlatmıştır. Otolog stem hücre naklinin de bu tedavilere eklenmesi ile Multiple Myeloma hastalarının büyük çoğunluğunda yaşam süresi ve kalitesinde belirgin ilerlemelerin olduğu gözlenmektedir.
Bunun ötesinde Multiple Myeloma tedavisinde yeni ilaçlarda geliştirilmiş ve şu anda hastalar üzerinde çalışmaları devam etmektedir. Bu ilaçlar halen rutin kullanımda olmamalarına karşın önümüzdeki yıllarda ABD, Avrupa ve Türkiye'de kullanıma girmeleri beklenmektedir. Gelecekte önemli düzeyde etkinliği olması beklenen ilaçların başında Velcade grubundan Carfilzomib ve Talidomid ve Lenalidomid grubundan Pomalidomid bulunmaktadır. Çalışmaların yürütüldüğü diğer ilaçlar arasında ise histon deasetelaz inhibitör grubundan vorinostat ve panobinostat, ve monoklonal antikor grubundan elotuzomab bulunmaktadır. Multiple Myeloma hastalarında birçok ilacın gelecekte kullanıma girme olasılığı hastalar için ciddi bir umut ışığıdır.
Prof Dr Siret Ratip

Prof Dr. Siret Ratib kimdir?

23 Aralık 2011 Cuma

18 Aralık 2011 Pazar

Kefir

DİKKAT !!! Kemoterapi görenler asla kefir içmemeliymiş. Aşağıdaki yorumu okuyun!...

Malum, kış geldi. Gripal enfeksiyonlar da çoşmuş durumda. Her taraf aksıran, öksürenlerle dolu. Buna benim oğlum da dahil, şu an evde yatıyor.

Bir süredir eşim bana kefir içiriyor. Anne sütünden sonra, en iyi probiyotik (yani koruyucu) olduğunu söylüyor.
Tabi ki piyasadaki iğrenç kefirleri kastetmiyorum. Evde kefir yapmak çok kolay ve çok içimsel, ayrana benzeyen bir kefir oluyor.

Kefir yapmak için öncelikle kefir mayası bulmanız gerekiyor. Etrafta satıyorlar. Kadıköy'de minicik bir miktarı 20 liraya satıyorlarmış, bu fahiş ötesi bir para. Çünkü sütü mayaladıktan sonra, o kadar bol kefir ürüyor ki, sonsuza kadar kullanacak mayanız oluyor. Kefir mayasını , artık yaygınlaşmaya başlayan ve internetten satış yapan çiftliklerden de bulabilirsiniz.

Biz sütü Silivri'deki bir çiftlikten alıyoruz. Her hafta 5 litre kapıya getiriyorlar. Kaynatıp önemli kısmını yoğurt, bir kısmını da kefir yapıyoruz. Bir kaç yıldır bu böyle ve çok lezzetli yoğurtlarımız var. Öyle ki kutu sütleri ve hazır yoğurtları artık yiyemiyoruz.

İşin püf noktası şu : kefir yapma sürecinde hiç bir zaman metal kullanmayacaksınız.Tahta ya da plastik kaşık, süzge. ..vb. kullanmak gerekiyor.

Kefir yapmak için, sütü kaynattıktan sonra oda sıcaklığından biraz da sıcak olacak şekilde (küçük parmağınızın dayanacağı sıcaklık) soğutun. Kefir mayasını bir kavanoza koyun ve üstüne sütü doldurup, kapağını kapatın. Oda sıcaklığında 24 saat beklesin.

24 saat sonra, plastik süzgeçten (tercihen cam bir kaba) süzün. Süzme işlemi esnasında plastik ya da tahta kaşık kullanın. Süzgeçte kalan kefir mayasını ise içme suyunda yıkayıp, buzdolabında kavanoz içinde saklayabilirsiniz ya da bir sonraki kefirde kullanabilirsiniz. Bu maya kefir yaptıkça çoğalıyor, etrafınızdakilerle paylaşabilirsiniz.


Süzülen kefir çok koyu ise, içme suyu ile sulandırılabilir. İçerken tadının daha iyi olması için tuz katılabilir. Tadı ayrana çok benziyor. Maya ne kadar çok olursa, o kadar ekşi bir kefir oluyor.


Sadece myeloma hastalarının değil, evdeki herkesin kefir içmesi önerilir. Çok etkili bir koruyucu ve ilaç almaktan çok daha iyi. Bir yanlış anlama olmaması için önemle belirtiyorum : Ben kefiri yoğun bir ilaç alma süreci içinde olanlar, kemoterapi görenler için DEĞİL, hastalığı baskılanmış ve normal hayata dönmüş myeloma hastalarına tavsiye ediyorum. Yoğun ilaç kullananlar doktora sormadan kefir içmesinler.

Sağlıklı günler diliyorum.

3 Aralık 2011 Cumartesi

Tahlil sonuçları (15.11.2011)

İki hafta önce, yani, 15 Kasım 2011'de tahlil için kan verdim. Fakat kan verdikten sonra çok hasta oldum. Ateşim kırk dereceye kadar yükseldi. Grip olduğumu düşünerek bir ilaç almadım. Sadece ateş çok yükseldiğinde Parol alıyordum.
Fakat ateş abartınca tekrar doktora ( myeloma doktoruna yani siret bey'e) gittim. Hastalığın dönmüş olmasından korkuyordum.
Tahlil sonuçlarının bir kısmı çıkmıştı ve hasta olduğum zamandan biraz öncesine aitti. Dikkati çeken ilk şey lökositlerin azlığıydı. 3.8-10 aralığında olması gereken değer, 3.6 idi. Bu da neden sık hasta olduğumu gösteriyordu aslında. Vikipedya, lökositler hakkında ne söylüyor, okuyalım :

Akyuvarlar olarak da adlandırılan beyaz kan hücresi, kemik iliğinde üretilir. Vücudu bulaşıcı hastalıklara ve yabancı maddelere karşı koruyan akyuvarlar, bağışıklık dizgesinin önemli bir bölümünü oluştururlar. Sağlıklı bir yetişkin insanın bir litre kanında 4x109-11x109 adet, bir başka tanımla, bir damla kanda yaklaşık 7.000 ila 25.000 arası akyuvar bulunur. Bu nicelik lösemi hastalarında 50.000'e kadar çıkar. akyuvarlar kanın dışında lenf sistemi, dalak ve diğer vücut dokularında da bulunur.

Siret bey, hastalığa neden olan virüs'mü, bakteri mi karar veremediği için (çünkü ne grip'in belirtisi olan boğaz ağrısı, burun akıntısı ya da öksürük gibi belirtiler, ne de bakterinin belirtisi olan karın ağrısı, ishal..vb belirtiler yoktu) yeni bir tahlil istedi. 21 Kasımda yine kan verdim.

Yeni tahlilde, hiç bir ilaç kullanmadığım halde, lökosit'in 3.6 'dan 9.1'e çıkmış olması çok ilginçti. Demek, beden mücadele için gerektiğinde akyuvar üretebiliyordu. Peki neden hastalık öncesinde o kadar düşüktü?

Bunun nedenini bağlayabildiğim tek şey var : Karatay diyeti. Kilo vermek için Karatay diyeti yapıyordum. aslında diyet işlevini yerine getirdi ve bana iki haftada 5 kilo verdirdi. Fakat vücudun dengesini bozduğundan da ciddi şüphedeyim.

Her neyse...Tahlil sonuçları bir başka ilginç durumu da gösteriyordu : Nötrofil oranı % 47 'den %75'e çıkmıştı. Bakalım vikipedya nötrofiller hakkında ne diyor :

Nötrofil sayısının azalmasına nötropeni, artmasına ise nötrofili denir. Konjenital (kalıtsal bozukluk) olabileceği gibi çeşitli sebeplerden de ortaya çıkabilir.Kemoterapi gibi tedavilerin yan etkisi olarak da oluşabilir. Sistemik bir infeksiyon ya da yangı sonucu kandaki miktarları artar.Genel olarak viral infeksiyonlarda nötrofil sayısı artmaz.

Viral (yani grip gibi virüs'e bağlı) enfeksiyonlarda nötrofil sayısı artmadığına göre, enfeksiyonu (ve ateşi) yapan bir bakteri olmalıydı. Bu durumda antibiyotik'in faydası olacaktı.

Nitekim oldu da...Antibiyotik yutmaya başladığımın 3. günü hastalık geçmeye başladı. 5. günde tamamen iyi olmuştum. Siret bey yine de 2. kutuyu ( bir beş gün daha) yutmamın iyi olacağını söyledi.

Tahlillerde, sedimentasyon hızı da normalin üstünde çıkmıştı.(15'den küçük olması gerekirken 27) Bu vücuttaki iltihaba işaret ediyor ve romatizma ile yakından bağlantılı. Nitekim dizlerim ağrıyordu. antibiyotik, ona da iyi geldi.

Şimdi gelelim elektroforez sonuçlarına :

IgA : 225   Normali (70-400)
IgG : 1968 Normali (700-1600)
IgM : 34    Normali (40-230)

Korkulu rüya IgG, yine yüksek çıkmıştı. Fakat serum immunfiksasyon elektroforez sonuçları geldiğinde rahatladık çünkü POLIKLONAL IgG KAPPA BANDI GÖZLENMİŞTİR yazıyordu. Bu durum vücutta iltihaba işaret ediyor, çok çeşitli sebepleri olabiliyor. Özellikle vücuttaki yaralar, diş problemleri (ki benim hiç bitmiyor) en çok bilinen kaynaklar. Eğer MONOKLONAL band gözlenmiş olsaydı, işte bu myelomanın belirtisi idi. Kısacası IgG'nin yüksek olması her zaman myeloma'ya işaret etmiyor.

Canavarım uyumaya devam ediyormuş gibi görünüyor. Ben de her sabah yeni bir güne uyandığımda şükretmeye devam ediyorum. İşte böyle...