Dikkat

Bu bloga girerken, kimsenin bilgisini istenmez, üye olmak gerekmez. Kişisel bilgilerinizi asla vermeyiniz.

Adres satırında myelomabilgi.blogspot.com.tr yazmalıdır.

 

31 Aralık 2012 Pazartesi

İyi seneler

Tüm myeloma ailesinin yeni yılını kutluyor, mutlu ve sağlıklı bir yıl diliyorum :)

16 Aralık 2012 Pazar

Talidomid'i kestim ve...

Tahlil sonuçlarımın iyi olması üzerine, devletin kesmesini beklemeden, Talidomid yutmayı kendim kestim. Fakat kontrol süresini üç ay öne aldım. Yani yılda iki kere (altı ayda bir ) değil, dört kere (üç ayda bir ) kontrole gideceğim.

Aradan yaklaşık bir ay geçti. Gözlediğim etkiler şunlar :

1- Uykum azaldı. Önce uyumakta zorluk çektim, 3-4 saat uyuyabildim. Sonra yavaş yavaş 6 saat'e çıktım.
2- Eskiden gece yatarken Talidomid yutar, öğleye kadar ayılamazdım. Şimdi sabahları, pırıl pırıl bir zihinle, cin gibi kalkıyorum. Ne büyük nimetmiş be :) Şükürler olsun.
3- El ve ayaklarımdaki nöropati geçmedi fakat azaldı. Sabahları kalkıp yere bastığımda, artık ayaklarım acımıyor. Bu arada Nörontin -Apicobal ikilisini kullanmaya devam ediyorum ve çok yürüyorum. Bence yürümenin büyük yararı var.
4- İştahım kesildi. Az yiyorum ve kilo verdim. Bu da yürümemi kolaylaştırıyor ve dinçlik veriyor. Eski pantolonlara sığabilmek de güzel.
5- Ayıptır söylemesi, oldukça gerilemiş olan cinsellik de yerine gelmeye başladı.

Şimdilik gelişmeler böyle. Temkinli bir iyimserlik içindeyim. Umarım tekrar Talidomid yutmam gerekmez.

TAHLİL SONUÇLARI VE YENİDEN DEĞERLENDİRME

Sanırım rüya bitti. Dün ( 7 Şubat 2013), 16 Ocak'da alınan kan sonuçlarını Dr. Figen hanım'a (Hemataloji - Başkent Üni. hst.) götürdüm. IgG'deki yukarı doğru kıpırdanmadan (her ne kadar artış çok az da olsa, geçmişim karanlık olduğu için) endişelendi. Sanırım tekrar ilaç almaya başlayacağım, fakat Talidomid mi Revlimid mi ? Henüz belli olmadı.
Olunca yazarım.

Bu tatsızlık dışında, Figen hanım, kan değerlerimin iyi olduğunu söyledi.  Tahlil sonuçlarını aşağıda veriyorum.







4 Aralık 2012 Salı

Grip aşısı

Senelerdir bir doktorum grip aşısı olmamı kesinlikle(!)  istemezken, diğeri "olmanda bir sakınca yok...hatta iyi olur" diyor. Bu işin doğrusu nedir bilmiyorum gerçekten. Tek bildiğim, grip aşısı olunacaksa, iyi iken olunmalı.

Size bu konuda neler dediler, burada anlatır mısınız?

8 Kasım 2012 Perşembe

Önleyici tedavi olarak Talidomid yok artık.

Son kontrol randevuma gittiğimde (Ekim 2012), doktorum, iki yıllık "katkı payından muaf" raporumun geçerlik tarihinin Ocak ayında bittiğini, dolayısıyla yeni rapor hazırladıktan sonra artık bana koruma amaçlı Talidomide yazamayacağını söyledi.

"Yani artık hiç mi yazamayacaksınız?" diye sordum. "Hayır, hastalık dönerse, ancak öyle yazabilirim" dedi.

Yani anlaşılan sağlık bakanlığımız, aşırı artan sağlık harcamalarını zapt-ü-rapt altına almak için böyle bir karar almış.

Aslında baktığınızda, bu hükümeti sevin ya da sevmeyin (benim sıcak bakmadığım aşikar), sağlık konusunda büyük ilerlemeler yaptıklarını inkar edemeyiz. Hastanelere gitmek, ilaç yazdırmak kolaylaştı. Kanser hastalarından hem muayenede hem de ilaçlarda katkı payı alınmıyor. Bunları takdir etmek, Allah razı olsun demek lazım.Doğruya doğru.

Gerçi anladığım kadarıyla bu memnuniyet hastalar için geçerli. Doktorlar pek memnun değiller sanırım.

Her neyse dönelim Thalidomid'e... Bildiğim kadarıyla her bir Thalidomide kutusunun fiyatı 700 TL'ye yakın. Şimdiye dek, kutularca ilacın devlete maliyetini düşündükçe üzülürdüm. Çünkü, aslında bu son derece basit ilaç, Hindistan, Kanada gibi ülkelerde neredeyse yok pahasına üretiliyor ve satılıyor. Bazı akıllı ülkeler, uluslararası ilaç tröstlerinin kucağına oturmaktansa, milli ilaç sanayilerini kurarak inanılmaz tasarruflar yapıyorlar. Talidomid'in bir zamanlar doğum kontrol hapı olarak üç paraya satıldığını ( ve bazı felaketlere neden olduğunu) hatırlarsak, asla kutusunun 700 TL olmaması gerektiğini de anlarız.

Fakat malesef ülkemiz bir açık pazar yapıldı. Bakmayın siz, kalkınıyoruz havasındayız fakat önemli bir milli sanayimiz neredeyse kalmadı. Araştırma, geliştirme konularında nal topluyoruz. Modern teknolojilerin sadece kullanıcısıyız. Temel bilimlerde, dünyanın en geri ülkeleri arasına ilerliyoruz.

Sadece bu yıl yabancılara satılan işletmelere bakın : (Hürriyet gazetesinden alınmıştır)


Türkiye'nin en büyük market zincirlerinden biri olan Uyum'un İngiliz Tesco Kipa ile satış görüşmelerine başlaması Türk şirketlerine yabancı ilgisini yine gündeme getirdi. Eğitimden finansa, hazır giyimden ilaca kadar birçok sektördeki Türk firmaları yabancılara hisse sattı. Bazı firmalar hisselerinin tamamını satarken bazıları ise azınlık hissesi verip ortak almayı tercih etti. 

İngiliz süpermarket zinciri Tesco’nun Türkiye’deki iştiraki Tesco Kipa, gıda perakendecisi Uyum Gıda’nın çoğunluk hissesini satın almak için öngörüşmelere başladı. Büyük çoğunluğu İstanbul'da olmak üzere toplam 55 şubesi bulunan Uyum'da 1850 kişi çalışıyor.

İnternet üzerinden yemek siparişi almak için 11 yıl önce kurulan yemeksepeti.com, dünyanın en büyük 10 yatırım fonundan biri olan Amerikan General Atlantic 44 milyon dolar karşılığında hisse sattı. yemeksepeti.com, daha önce de European Founders Fund’u yüzde 20 ortak almıştı.

Penti Amerikalı The Carlyle Group, Penti’yle ortaklık anlaşması imzaladı. Uzun süredir pek çok yatırım fonunun ilgisini çeken Penti’den ‘ The Carlyle Group’ anlaşmasıyla ilgili hisse bedeli ve fiyat açıklanmazken, piyasalarda yüzde 30 hissenin 130 ila 150 milyon dolar arasında bir bedele satıldığı iddia ediliyor. Çorap, iç çamaşırı, ev giyim, mayo ve aksesuar pazarında güçlü bir konuma sahip olan Penti’nin Türkiye’de 155 mağazası bulunuyor. Ayrıca 16 ülkede 39 mağazası olan Penti’nin İngiltere, İtalya ve Çin’de de ofisleri var.

Flormar FRANSIZ kozmetik devi Yves Rocher Grubu, Türkiye’nin köklü kozmetik firması Flormar’ın yüzde 51’ini satın aldı. 100’ü Türkiye’de, 200’ü yaklaşık 30 ülkede, toplam 300 mağazası olan Flormar, İspanya’dan Suudi Arabistan’a geniş bir coğrafyada faaliyet gösteriyor.

Türkiye'de Damat ve Tween markaları ile tanınan Orka Group'un azınlık hisseleri New York merkezli yatırım şirketi Investcorp'a satıldı.

Bir zamanlar Zorlu Grubu'na ait olan ancak 2006 yılında Fransız-Belçika ortaklığı Dexia'ya satılan Denizbank bu kez de Rusya'nın en büyük bankası Sberbank'a 3.54 milyar dolara satıldı.

TAV Havalimanları Holding'in yüzde 38'i ve halka açık olmayan TAV Yatırım Holding'in yüzde 49'u Fransız Aéroports de Paris Management şirketine 923 milyon dolar karşılığında satıldı.

Mustafa Nevzat İlaç Sanayii’nin yüzde 95.6’lık hissesi, 700 milyon dolar karşılığında ABD’li Amgen'e satıldı.

Koton'un yüzde 50’si Turkven’in sahibi olduğu Hollanda merkezli Nemo Apparel BV’ye satıldı. Satış bedelinin yaklaşık 500 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.

ABD merkezli Carlyle Grubu Bahçeşehir Kolejleri’nin yüzde 48’ini aldı.

Finansbank, Amerikalı sağlık ve hayat sigortası şirketlerinden Cigna ile Finans Emeklilik şirketinin yüzde 51’inin satışı için ortaklık anlaşması imzaladı. Anlaşma ile Cigna, Finans Emeklilik’in yüzde 51 hissesi için 85 milyon Euro ödeyecek.

Kazancı Ailesi'nin sahip olduğu granit sektörünün en büyüklerinden Graniser'in yüzde 75 hissesi 75 milyon dolar karşılığında İngiliz yatırım fonu Bancroft Private Equity LLP'ye satıldı.

Japon imalat şirketi Nitto Denko, Türk sanayi tipi yapışkan film üreticisi Bento'yu 100 milyon dolara satın alDI.

Hak Menkul'ün yüzde 95.9 hissesi 20 milyon dolar karşılığında Singapurlu Philip Brokarage firmasına satıldı.

New York merkezli Capital Partners, İDAŞ’a 30 milyon lira ile ortak oldu.

İSKENDERUN LİMANI'NIN YÜZDE 20'Sİ SATILDI : Limak, İskenderun Limanı'nın yüzde 20'sini Avrupa Yatırım Bankası ile Fransız ve İtalyanlar'ın kamu fonlarının ortak olduğu InfraMed'e devretti.

MACKOLİK İNGİLİZLERE : Türkiye'nin önde gelen spor sitelerinden biri olan mackolik.com, Perform isimli bir İngiliz şirketi tarafından satın alındı. Perform, şirketin yüzde 51'lik hissesi için 40.8 milyon TL nakit ödemede bulundu.

PETKİM'DEKİ SON HİSSE DE SATILDI : Petkim'deki yüzde 10,32'lik son kamu hissesi, 168 milyon 500 bin dolara Socar'a satıldı.

POLİMER KAUÇUK ABD'LİLERİN OLDU :1957'de kurulan Türk hidrolik ve endüstriyel hortum imalatçısı Polimer Kauçuk ABD’li enerji yönetimi devi Eaton Corporation'a satıldı.

PRONET SATILDI : Türkiye elektronik güvenlik sistemleri sektörünün önde gelen markalarından Pronet, Londra merkezli girişim sermayesi şirketi Cinven'e satıldı. Satış bedelinin 350 milyon euro olduğu tahmin ediliyor.

Dubai merkezli Eastgate Capital Group Silk&Cashmere’in yüzde 45’ini satın aldı.

TARSUS İKİLEDİ : Geçen yıl İstanbul Fuar Hizmetleri'nin yüzde 75'ini alan İngiliz Tarsus Group, şimdi de Life Media Fuarcılık'ın yüzde 70'ini 30 milyon TL'ye aldı.

Fakat bence İDO'nun satışının ayrı bir yeri var: Bakıyor karlı değil, gemiyi kaldırmayıveriyor. Üstelik Bursa belediyesinin koymayı düşündüğü gemi seferlerini de engelliyor. Çünkü devlet 30 yıl o hattın işletme hakkını ona vermiş,başka iskele açmayacağını da taahhüd etmiş. Alan konsorsiyum sözleşmede bu madde var diyor. Eğer doğruysa bu, yani yasal olarak rekabet olamayacak ise, hatırladığım kadarıyla buna kapitülasyon deniyordu ve bize okulda kapitülasyonların Osmanlı'nın çöküşüne neden olduğu öğretilirdi. Maliye bakanımız bile İngiliz vatandaşı. Bildiğim kadarıyla, İngiliz vatandaşı olabilmek için kraliçe'ye bağlılık yemini ediliyordu.

Geçenlerde, NASA'nın Mars'ta yürüttüğü robotun çektiği resimlere bakıyordum, oraya buraya tıklarken, NASA'nın bu proje (Curiosity, yani merak) ile ilgili olarak dünyada verdiği tanıtım seminerlerinin haritası ekrana çıktı. Amerika, Avrupa, Uzak doğuda (Hindistan,Kore, Japonya, Çin) bir çok seminer verilmiş. Moskova'da var. İşin ilginci Tahran'da bile seminerler var. Hani şu Amerika'nın neredeyse kanlı bıçaklı olduğu İran'ın başkentinde. (Bu arada İran'ın temel bilimlerde ilk üç arasında olduğunu biliyor muydunuz?) Bu dünya haritası üzerinde karanlık bir bölge vardı :  Afrika, Arap ülkeleri ve Türkiye. Ha bir de Pakistan, Afganistan falan.. İşte gerçek bu.

Her neyse... Sonuçta, ilaç'taki soygun da, karşılanamaz tutarlara dayanınca, kabak biz kanser hastalarının başına patladı anlaşılan.

Kısacası, yeni yılda, doktorum bana "ancak kanser geri dönerse" ilaç yazabileceğini söyledi. İninden çıkan bir kanseri nasıl tekrar içeri sokarız bilmiyorum ama, o andan sonra devletimizin çok daha fazla paralar ödemek durumunda kalacağını öngörmek zor değil. Seçimlerden sonra bu konuda da bazı kısıtlamalar olması, tekrar katkı paylarının gündeme gelmesi de söz konusu olabilir bence.

1 Kasım 2012 Perşembe

Kan çağrısı

Merhaba arkadaşlar ; Öğretmen anne ve babanın kızı olan 5 yaşındaki AYŞE İREM BAYINDIR geçen hafta Perşembe günü LÖSEMİ teşhisi konuldu şuanda kendisi ÜSTKAYNARCA/PENDİK Marmara üniversitesi Eğitim Araştırma hastanesinde yatmakta kemoterapi olduğu için her gün B rh (-) kan ihtiyacı duyulmaktadır. Zor bulunan bir kan olduğu için ve her gün istedikleri için bulmakta çok zorluk çekmekteyiz. Sizlerden ricam bu maili olabildiğince çok kişiye ulaştırmak belki 1 kişi daha bulmamıza yardımcı olabilirsiniz. Kan grubu uyan kişiler lütfen şu numaralarda irtibata geçebilir. BABASI Bilal Bayındır 0 505 357 72 41 DAYISI Erol Sarısoy 0 539 834 20 80 

30 Eylül 2012 Pazar

Beş yılda ne öğrendin?

Bu sefer size, bazılarına tuhaf gelebilecek, sıradışı konular anlatmak istiyorum. Çünkü malum, biz myeloma hastaları çizgide yürüyoruz ve "her an bir şey olabilir". Biliyorum, bu herkes için geçerli. Herkese, "her an bir şey" olabilir, fakat kabul etmeli ki bizim için biraz daha geçerli.

Bu nedenle deneyimlerle, acılar çekerek öğrendiklerimi paylaşmak istedim.

2006 ve 2007 yılları benim ve ailem için o kadar zor geçti ki..anlatamam. Çok acı çekiyordum. Öleceğime inanmıştım. Duruma üzülmekten çok sinirleniyordum. Ben o hallere düşecek adam mıydım? Ölünecekse de hemen ölünmeliydi. Neydi bu böyle.

O dönemde, Tanrı'dan yardım istemeye karar verdim. Üniversite çağlarımda, oldukça dindardım. Fakat sonrasında, biraz da memleketimdeki dindarlığı ve dindarları gördükten sonra, soğumuştum demek istemiyorum fakat uzaklaşmıştım.  Ama inancımı hiç bir zaman kaybetmedim. Fakat hayata da karıştırmıyordum. ... Her neyse... Baktım iş dükkanı kapatmaya gidiyor, henüz ölmeye hazır olmadığımı düşündüm ve yardım istedim. Yani açıkçası, ek ömür istedim.

Burada detayları anlatmayacağım, fakat bir sabah kalktığımda, bana ek ömür verildiğini biliyordum.  Sanırım böyle bir şey isteme hakkımız var. Fakat bir şartla:

Bu ek zaman ile ne yapacaksınız?

Eğer, bu aldığınız ek zamanı, şikayet etmek, ağlayıp zırlamak, ailenize bela olmak için kullanacaksanız, fazla uzun sürmeyeceğinden emin olabilirsiniz. Çünkü bu başınıza gelenlerden hiç bir şey anlamadığınız ve öğrenmemekte ısrar ettiğinizi gösteriyor.

Oysa, araştırıp okudukça, düşündükçe benim öğrendiğim bu tür kişisel felaketlerin, bizim için çok öğretici olabildiği. Yani, biliyorum bazıları "sıyırmış" diye düşünecek (ne düşündükleri umurumda değil) fakat, bu kötü olarak algılanan olayların, hayatımızın yönünü değiştirme konusunda önemli bir ikaz olarak algılandığı ve gereğinin yapıldığı takdirde, bizim için çok hayırlı olabileceğini düşünüyorum.

Beş yıl... Beş yıldır bunu düşünüyor, bu konu üzerinde çalışıyorum.

Şunu demiyorum: Dua edin, ilaçlara gerek yok!... Hayır, bedenin tedavisi için ilaçlara ve dikkatli olmaya  gerek var. Ben, ruhun tedavisinden bahsediyorum. Çünkü bu durumdan kurtulmak istiyorsanız, ikisini de tedavi etmelisiniz.

Astroloji konusundan daha önce bahsetmiştim hatırlarsınız. Artık, yetkin bir noktaya geldim diyebilirim. Öğrenmenin sonu yok fakat epey okudum ve veri topladım. Artık, bu dertle uğraşan diğer insanlara söyleyebileceğim bir kaç cümle olduğunu düşünüyorum.

1- Evrende hiç bir şey rasgele, kaza'en, anlamsızca olmuyor. Kavraması zor bir düzen var.
2- Evrende iyi ya da kötü yok. Her şey olması gerektiği gibi oluyor. Bir şey bizi üzüyor ya da sinirlendiriyorsa, ona kötü diyemeyiz.Sadece bize uymadığını söyleyebiliriz.
3- Hepimiz, nasıl olmamız gerekiyorsa, neyi istedikse, daha doğrusu neyi öğrenmek istiyorsak, o amaca en uygun doğada doğuyoruz. Bedenleniyoruz diyelim.
4- Hepimiz kendi yolumuzda yürürken, bir çok olayla karşılaşarak öğreniyoruz. Karşılaştığımız olaylar, insanlar, başımıza gelenler ve tüm bunlar hakkında ne düşündüğümüz ve ne hissettiğimiz çok önemli. Biz sonradan unutsak da, özellikle hissedilenler kaydediliyor ve öğrenimin esas noktasını oluşturuyor.
5- Tıpkı esen rüzgarlar, yağmur, fırtına ve diğer doğa etkileri gibi, kosmosunda rüzgarları var. Astroloji hem insan doğasını hem de bu etkileri çok güzel açıklıyor. Biz de çoğu kez bu etkilerle hayatımıza yön veriyoruz.
6- Fakat insanın kısıtlı da olsa, bir özgür iradesi var. Her etkiye boyun eğmek zorunda da değiliz. Bu nedenle kesinleşmiş bir gelecekten bahsedilemez. Bunu sadece Tanrı bilir.
7- Yolumuzu yitirdiğimizde, bir başka deyişle neyi öğrenmek, deneyimlemek için dünyaya geldiğimizi unuttuğumuzda, sert bir uyarı ile karşılaşabiliriz. Myeloma da bunlardan biri.
8- Myeloma sopası ile tanıştığımızda, genellikle bize ödünç verilen bedenimize oldukça fazla miktarda hasar da vermiş oluyoruz. Artık yeniden toparlamak, bedeni iyileştirmek, imkansız değil ama kolay da değil.
9- İyileşmek istiyorsak, önce şapkayı önümüze koyup ne yapmak istediğimizi yeni baştan düşünmemiz gerekiyor. Bu güne kadar ne yaptık? Hangi olay karşısında ne düşündük? Ne hissettik? Nasıl davrandık? Vaaz vermeye girişmeyeceğim, fakat doğru olanın ne olduğunu hepimizin hissettiğini varsayıyorum.  Geçmişimizde yüce gönüllü ve olgun davranmadığımız her an, hata  demek istemiyorum, fakat hamlık yaptığımız zamanlardı. Artık bunu öğrenmiş olmalıyız. Bize verilen bedeni de hor kullandık.
10- Şimdi bize gerekli olan sessizlik ve düşünme zamanı.
11- Devam etmek istiyor muyuz? Cevabınız evet ise ek ömür isteyin. Ama bir söz vererek: Siz artık o eski siz olmayacaksınız.
12- Artık şikayet etmek yok, sızlanmak yok, birinin yüzüne karşı ya da arkasından atıp tutmak yok, canlılara kötü davranmak yok, asık suratla oturmak yok, mal tutkusu, hırslanmak yok...yok...yok...
13- Yani şeker gibi bir insan olacaksınız. Herkesin sevdiği, görmek, konuşmak istediği sevgi dolu biri olacaksınız. Yeteri miktarda höt zöt var. Hatta bu memleketin havasından, suyundan mıdır nedir, yeterinden epey fazla höt-zöt insanı var. Herkeste bir hırs, bir hırs...
14- Tüm bunları yaptıktan sonra, yeni hayat garanti mi? ..Tabi ki değil. Ama hiç olmazsa, bir şey öğrendikten sonra ölürüz. Bedenin yeniden toparlayabilmesi de gerekiyor. Ona onarılamayacak kadar zarar vermiş de olabiliriz.
15- Diyeceksiniz ki.... Sen bunları anlatıp duruyorsun da, yapıyormusun peki? Valla, haklısınız, elimden geldiği kadar yapmaya çalışıyorum. Fakat bilirsiniz..Kırk yıllık kani..bir anda olmuyor yani. Ara sıra cozutup, aklım başıma gelince toparlıyorum diyelim.
16- Bu olaylardan sonra, nihayet gerçekten anladım "bu günü yaşamak" lafının anlamını ve değerini. Yarın yaşamıyor olabilirim. O yüzden, başkaları beni kınar mı, ne düşünür, karizmam çizilir mi...gibi düşünceleri nihayet artık bir kenara bırakabildim. İçimden geleni yapıyorum ve söylüyorum. "Çatlak" olmayı da göze aldım. Nihayet sonunda içim dışım bir oldu. Ne rahatlıkmış be kardeşim...Yıllarca nasıl da kastırmışım. E bu kadar kastırmaya hasta olunmaz da ne olunur.
17- Sonuçta her şeyin birlik içinde olduğunu, her şeyin on binlerce yıldır olmakta olduğu gibi olduğunu, dünyanın bir sahneden başka bir şey olmadığını bilerek yaşamak da güzel. Bir çok şey artık benim için önemini kaybetti. Önemsiz görülen bir çok şey de benim için artık çok önemli oldu. Hiç bir şeyden korkmuyorum artık.
18- Allah biliyor ya, artık "myeloma'ya şu yarar, bu yaramaz" yazıları yazmak istemiyorum. Yazanlara çok teşekkür ederim, başkalarına yol gösteriyorlar. Onların önünde saygı ve sevgi ile eğiliyorum. "Hiç bir şey vermeden alma" konusunda uzman çoğunluğun da canı sağolsun. İnşallah zaman içinde onlar da, bunun ne kadar önemli olduğunu kavrar ve daha üretken olurlar.
19- Bunları anlatamadan gitmeyim dedim. Belki birine faydası olur. (Bir yere gittiğim yok, buralardayım. Tadını çıkarıyorum :)

Hoşçakalın.


19 Ağustos 2012 Pazar

Bayramınızı kutlu olsun

Tüm myeloma hastalarının ve yakınlarının ramazan bayramını kutluyor, sağlıklı günler diliyorum.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Acil kan ihtiyacı

Bana gelen bir mail'i yayınlıyorum. Bu tür anonsları ACİL kelimesinden sonra yorum olarak yazmanızı rica ediyorum. Ben her zaman internet başında olamam. Bu maili yazıya çevirene kadar, kimbilir kaç saat geçti. Oysa yorum olarak yazsaydınız, çoktan yayındaydı.


SAYIN ÜMİT BEY
DAHA ÖNCE SİZE YAZMIŞTIM.MYLOM HASTASI BİR ARKADAŞIM İÇİN ARKADAŞIM ŞU AN FLORANCE NİGHTİNGELE ÇAĞLAYAN HASTANESİNDE YATIYOR. KÖK HÜCRE NAKLİ YAPILDI. 03.08.2012 TARİHİNDE ŞİMDİ KAN VERİLİYOR.AMA ŞUAN KAN BULAMIYOR. KAN GURUBU B RH POZİTİF. BEN MERSİNDEYİM.HASTANIN İLGİLENECEK YAKINI YOK. YARDIM EDEBİLİRMİSİNİZ. ODA NO 353 HASTANIN ADI HİKMET OSMAN SARIYER. TELEFONU 0533 591 05 99 AKLIMA SİZDEN BAŞKASI GELMİYOR. ŞAYET YARDIM EDERSENİZ BENİ ONUN ADINA ÇOK MUTLU EDERSİNİZ.



9 Temmuz 2012 Pazartesi

Cenneti gördüm

Evet cennetteydim... Merak etmeyin, ölmedim; Yeryüzündeki cenneti kasdediyorum: Doğu Karadeniz'de, Artvin Macahel'deydim.

Nasıl anlatılır bilmiyorum... Yaylaların soluk kesen güzelliğini mi anlatmalı, ovalardaki yeşilin tonlarını mı, yoksa adım başı akan soğuk dereleri, pınarları mı? Bunca yıldır hem ülkemizi, hem de yabancı ülkeleri gezdim, dolaştım, bu kadar güzel bir doğa gördüğümü hatırlamıyorum.

Sanırım en iyisi fotoğraflarla anlatmak.(Üzerine tıklarsanız fotoğrafları daha  iyi görebilirsiniz. Yazıya geri dönmek için de fotoğrafın kenarındaki gri alana tıklayın.)


Gördüğünüz gibi keyfimiz yerinde...Servis şoförümüz fiko ve turun katılımcılarından Muhsin bey ile Atabarı oynuyoruz (en sağdaki benim) Altı yıl önce yaklaşık aynı zamanlarda myeloma teşhisi yeni konmuştu ve ölmemeye çalışıyordum.Fazla söze gerek yok... (Nazar değdirmeyin :)


Bir genel görünüm. Yer : Artvin civarı...


Artvin Karagöl resimleri.




Oğlumla birlikte gezdik oraları...


Temmuz ayındayız bu arada!...



Sonraki gün 2200 metreden, 3050 metrelik zirvelere tırmandık. Bu arada Temmuz ayında, kat kat giyinmemize rağmen çok üşüdüğümüzü, dolu fırtınasına tutulduğumuzu, karla kaplı dik yamaçlarda düşmemek için kan ter içinde kaldığımızı da belirtmeliyim. Tırmanmak bana pek zor geldi. Fakat saatlerce tırmanmaktan bahsediyorum. Yol falan da yok; kayaların ya da karların üzerinden  tırmandık. Başladığımız noktaya dönmek sekiz saat sürdü.


Zirveden görünüş böyleydi. Dolu fırtınasında yarı donmuş haldeydik, ellerim donduğundan pek fotoğraf çekemedim. Bu arada zirvede yürürken çok yakınımıza yıldırım düştü. 11 kişilik ekipten dört kişi yere serildi. Ben yanık kokusundan saçlarım tutuştu zannettim. Neyse ki bir sorun olmadan atlattık. Aynı gün, yıldırım yayladaki bir köylü kadına bu kadar yumuşak davranmadı, elleri ve ayakları yandı ve biz dönerken hala Trabzon'daki hastanede, yoğun bakımda yatıyordu.






Sonraki günler hava daha iyiydi...Yürümeye devam...



Derelerin ne kadar soğuk olduğunu tahmin edersiniz : demir gibi...


O soğuğa rağmen bi cesaret...dereye girip yüzdüm...Aşağıdaki yüzen kel benim...


Son gün (yedinci gün) yine başka bir gölü görmeye gittik...Onun da adı Karagöl...




Anlayacağınız iyiyim (çok şükür...) UMUTSUZLUK VE DEPRESYON ÇUKURUNDA DEBELENENLER !... Siz de iyi olacaksınız. Önce iyi olmayı istemeli ve inanmalısınız. YETERİNCE İSTERSENİZ VE İNANIRSANIZ çok yakında benim gibi buz gibi derelerde yüzebilirsiniz. 

Tabi bu arada... bazı günler yan çizdim, bacaklarım tutuldu, dizlerim ağrıyor ve deredeki taşlar ayaklarımı kesmiş...Ama ne gam...diyorum ya..Cenneti gördüm...




23 Nisan 2012 Pazartesi

Şems-i Tebrizi ile bir sohbet

Marcus Aurelius'u hatırladınız mı? Onunla myeloma üzerine hayali bir sohbet yapmıştık. (Bilmeyenler buraya tıklayarak okuyabilir: http://myelomadeneyimi.blogspot.com/2010/04/marcus-aurelius.html) Şimdi sohbet etme sırası Şems-i Tebrizi'ye geldi. Umarım bu büyük veli, Mevlana'nın hocası ve dostu,  hayali sohbetimiz için beni bağışlar.

Neden bu felaket benim başıma geldi? Çok mu talihsizim yoksa kaderim mi kötü?

Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp...Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

Hocam, pek anlamadım...Nasıl böyle bir acıdan "yumuşamak" öğrenilebilir?

Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır, çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

Kaderim kötü galiba benim? Kaderimde iyileşmek yoksa...

Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten  "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir.
Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

Peki ya pes etmek?

Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah'ın yer yüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir.

Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

Sanırım ölüme diğer insanlardan daha yakınız artık...


Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibarettir. Kimisi ouncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir , ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıktan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne de tefritte. Sufi orta yerde...

Kahır kendi gözüyle lütfa bakarsa hep kahır görür. Kahırdan vazgeç de lütfa bağlan, onun tadı daha hoştur.

Bunları anlıyorum fakat bir de hayatın gerçekleri var. Sadece kendi hayatım değil, ailemin hayatı da alt üst oldu.

Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulu, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun belki de hayatının altı, üstünden daha iyi...

Sanırım iyileşmenin ilk şartı, iyileşmeyi istemek...

Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

Tüm bunlardan ne anlamalıyım?

Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpa tıp tekrarı ise, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

Ebe bilir ki, sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.


Umarım siz de benim kadar sevmişsinizdir bu derin bilgeyi.


Kaynak : Şems-i Tebrizi'nin evrensel mesajları, Kazım Öztürk, NKM Yayınları

14 Mart 2012 Çarşamba

Ruhla ilgilenmek?...Ruh mu var?

Bu günkü Hürriyet gazetesinde bir haber var : Doktorlara acı vasiyet : Kanserden hayatını kaybeden doktor Aydemir Yalman, 1.5 yıllık tedavi süresinde yaşadıklarını kaleme aldı...

Meslektaşlarına hitaben yazdığı mektubunda bir hasta olarak hastaneye gittiğinde doktorların yüzüne bile bakmamasıyla şok yaşadığını anlatıyor ve ekliyor: “Doktora bir de hasta olarak gidin ve onların neler yaşadıklarını görün.”

İstanbul’un büyük üniversite hastanelerinden birinde kulak burun boğaz onkolojisiyle uğraşan bir doktordan randevu alan Yalman, tümör konseyinde yaşadıklarını şöyle anlattı: “İçeri çağrıldığımda orada bulunan hiçbir doktor bırakın geçmiş olsun demeyi, yüzüme dahi bakmadı. Doktorum filmleri negatoskopa yerleştirdi, herkes büyük bir dikkatle onları izledi ve ameliyatın ne derece radikal yapılacağı konusunda karar verdiler. En son olarak da radyasyon onkoloğu olduğunu sandığım hoca, o bölgeye radyasyon verebileceğini ama gözün zarar görme olasılığının yüksek olduğunu söyledi. Hakkımda bu kararlar alınıp, elime anestezi muayene kağıdı tutuşturulana kadar donmuş bir şekilde olanları izledim. Başıma gelenlerin şokunu yaşarken, bir de hastalanan doktor olarak ne kadar değersiz olduğumu düşündüm. Oysa onkolojiyle uğraşan doktorların ve sağlık çalışanlarının söyledikleri ilk söz, bu hastalıkta moral motivasyonun çok önemli olduğu değil midir?”

Bedeni zorlu radyoterapi ve kemoterapileri alırken ruhuyla kimsenin ilgilenmediğini anlatan Yalman’a bir sınıf arkadaşının tavsiyesi üzerine kanser hastalarıyla çalışan bir psikolog evinde terapi yaptı. Yalman yaşadığı hayal kırıklıklarını da bu psikoloğun cesaretlendirmesiyle kaleme aldı. Bu zorlu süreçte öğrendiklerini meslektaşlarıyla şöyle paylaştı:  

Bir hekimin hastasına, hele de kanser hastasına daha duyarlı yaklaşması gerektiğine inandım.

Her hastanın bir birey, bir insan olduğunun asla unutulmaması, en azından kendisiyle konuşurken yüzüne bakılması ve yazılı onam için yapılan bilgilendirmelerin gerçek anlamına uygun yapılması gerektiğine inandım. Doktor olmama rağmen kemoterapinin yapacakları açık açık anlatılmadığı için ilk tedaviden sonra panik atak geçirdim. 

Başta kanser hastaları olmak üzere, eğer mümkünse tüm hastalara psikolojik destek sağlanmasının çok önemli olduğunu anladım. Basit bir örnek verecek olursam, yazmaya başladığımda yaşadıklarımı tekrar hatırlamak beni çok rahatsız etti. Ama psikoloğum bunu yapabileceğimi defalarca söyleyerek beni yüreklendirdi ve sizlerle hastalık sürecimi paylaşabildim.

Doktorun hasta olarak bir doktora başvurmasının, hasta yakını olarak da hastanede bulunmasının önemini bir kez daha anladım. Böylece yapılan davranış hatalarını yaşayarak gözlemleyebilir.


Sayın Aydemir Yalman'a, Allah'tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Bir hediye bırakarak aramızdan ayrılma nezaketini gösterdiği için de anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Sağlıcakla kalın.

1 Ocak 2012 Pazar

2012

Tüm myeloma camiasının yeni yılını kutluyor, daha mutlu ve sağlıklı bir yıl geçirmenizi temenni ediyorum.