Dikkat

Bu bloga girerken ya da yorum yazarken kimsenin isim, mail..vb. bilgisini istenmez, üye olmak gerekmez. Kişisel bilgilerinizi asla vermeyiniz.

Adres satırında (ilk kısmında) myelomabilgi.blogspot.com.tr yazmalıdır.

 

23 Nisan 2012 Pazartesi

Şems-i Tebrizi ile bir sohbet

Marcus Aurelius'u hatırladınız mı? Onunla myeloma üzerine hayali bir sohbet yapmıştık. (Bilmeyenler buraya tıklayarak okuyabilir: Marcus Aurelius ile bir sohbet. Şimdi sohbet etme sırası Şems-i Tebrizi'ye geldi. Umarım bu büyük veli, Mevlana'nın hocası ve dostu,  hayali sohbetimiz için beni bağışlar.

Neden bu felaket benim başıma geldi? Çok mu talihsizim yoksa kaderim mi kötü?

Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp...Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

Hocam, pek anlamadım...Nasıl böyle bir acıdan "yumuşamak" öğrenilebilir?

Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır, çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

Kaderim kötü galiba benim? Kaderimde iyileşmek yoksa...

Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten  "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir.
Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

Peki ya pes etmek?

Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah'ın yer yüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir.

Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

Sanırım ölüme diğer insanlardan daha yakınız artık...

Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibarettir. Kimisi ouncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir , ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıktan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne de tefritte. Sufi orta yerde...

Kahır kendi gözüyle lütfa bakarsa hep kahır görür. Kahırdan vazgeç de lütfa bağlan, onun tadı daha hoştur.

Bunları anlıyorum fakat bir de hayatın gerçekleri var. Sadece kendi hayatım değil, ailemin hayatı da alt üst oldu.

Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulu, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun belki de hayatının altı, üstünden daha iyi...

Sanırım iyileşmenin ilk şartı, iyileşmeyi istemek...

Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

Tüm bunlardan ne anlamalıyım?

Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpa tıp tekrarı ise, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

Ebe bilir ki, sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.


Umarım siz de benim kadar sevmişsinizdir bu derin bilgeyi.


Kaynak : Şems-i Tebrizi'nin evrensel mesajları, Kazım Öztürk, NKM Yayınları