Dikkat

Bu bloga girerken ya da yorum yazarken kimsenin isim, mail..vb. bilgisini istenmez, üye olmak gerekmez. Kişisel bilgilerinizi asla vermeyiniz.

Adres satırında (ilk kısmında) myelomabilgi.blogspot.com.tr yazmalıdır.

 

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Cenneti gördüm

Evet cennetteydim... Merak etmeyin, ölmedim; Yeryüzündeki cenneti kasdediyorum: Doğu Karadeniz'de, Artvin Macahel'deydim.

Nasıl anlatılır bilmiyorum... Yaylaların soluk kesen güzelliğini mi anlatmalı, ovalardaki yeşilin tonlarını mı, yoksa adım başı akan soğuk dereleri, pınarları mı? Bunca yıldır hem ülkemizi, hem de yabancı ülkeleri gezdim, dolaştım, bu kadar güzel bir doğa gördüğümü hatırlamıyorum.

Sanırım en iyisi fotoğraflarla anlatmak.(Üzerine tıklarsanız fotoğrafları daha  iyi görebilirsiniz. Yazıya geri dönmek için de fotoğrafın kenarındaki gri alana tıklayın.)


Gördüğünüz gibi keyfimiz yerinde...Servis şoförümüz fiko ve turun katılımcılarından Muhsin bey ile Atabarı oynuyoruz (en sağdaki benim) Altı yıl önce yaklaşık aynı zamanlarda myeloma teşhisi yeni konmuştu ve ölmemeye çalışıyordum.Fazla söze gerek yok... (Nazar değdirmeyin :)


Bir genel görünüm. Yer : Artvin civarı...


Artvin Karagöl resimleri.




Oğlumla birlikte gezdik oraları...


Temmuz ayındayız bu arada!...



Sonraki gün 2200 metreden, 3050 metrelik zirvelere tırmandık. Bu arada Temmuz ayında, kat kat giyinmemize rağmen çok üşüdüğümüzü, dolu fırtınasına tutulduğumuzu, karla kaplı dik yamaçlarda düşmemek için kan ter içinde kaldığımızı da belirtmeliyim. Tırmanmak bana pek zor geldi. Fakat saatlerce tırmanmaktan bahsediyorum. Yol falan da yok; kayaların ya da karların üzerinden  tırmandık. Başladığımız noktaya dönmek sekiz saat sürdü.


Zirveden görünüş böyleydi. Dolu fırtınasında yarı donmuş haldeydik, ellerim donduğundan pek fotoğraf çekemedim. Bu arada zirvede yürürken çok yakınımıza yıldırım düştü. 11 kişilik ekipten dört kişi yere serildi. Ben yanık kokusundan saçlarım tutuştu zannettim. Neyse ki bir sorun olmadan atlattık. Aynı gün, yıldırım yayladaki bir köylü kadına bu kadar yumuşak davranmadı, elleri ve ayakları yandı ve biz dönerken hala Trabzon'daki hastanede, yoğun bakımda yatıyordu.






Sonraki günler hava daha iyiydi...Yürümeye devam...



Derelerin ne kadar soğuk olduğunu tahmin edersiniz : demir gibi...


O soğuğa rağmen bi cesaret...dereye girip yüzdüm...Aşağıdaki yüzen kel benim...


Son gün (yedinci gün) yine başka bir gölü görmeye gittik...Onun da adı Karagöl...




Anlayacağınız iyiyim (çok şükür...) UMUTSUZLUK VE DEPRESYON ÇUKURUNDA DEBELENENLER !... Siz de iyi olacaksınız. Önce iyi olmayı istemeli ve inanmalısınız. YETERİNCE İSTERSENİZ VE İNANIRSANIZ çok yakında benim gibi buz gibi derelerde yüzebilirsiniz. 

Tabi bu arada... bazı günler yan çizdim, bacaklarım tutuldu, dizlerim ağrıyor ve deredeki taşlar ayaklarımı kesmiş...Ama ne gam...diyorum ya..Cenneti gördüm...