Dikkat

Bu bloga girerken ya da yorum yazarken kimsenin isim, mail..vb. bilgisini istenmez, üye olmak gerekmez. Kişisel bilgilerinizi asla vermeyiniz.

Adres satırında (ilk kısmında) myelomabilgi.blogspot.com.tr yazmalıdır.

 

14 Ocak 2013 Pazartesi

Kyprolis adlı ilaçla ilgilenenler !!!

Kyprolis ile ilgilenenler !!!

Aşağıdaki mesajı dikkatinize sunuyorum :  Lütfen Duygu hanımla iletişime geçiniz...

Ümit Bey; merhabalar öncelikle tüm hastalara acil şifalar diliyorum. Bende bir m.m hastasının kızıyım,2009 yılından beri bizde bu hastalıkla mücadele ediyoruz. 2 defa otolog nakil yapıldı.ve maalesef iki nakildende 8 ay sonra hastalık çok daha agresif bir şekilde geri döndü.Babam şu anda farklı çeşitlemeler şeklinde kemo. tedavileri görmekte ve maalesef pek bir sonuç alamıyoruz. Ancak eminim çoğu hastanın doktorunun bahsetmiş olduğu U.S.A 'de çıkması beklenen ilaç olan "Kyprolis" için doktorumuz prof.dr. Ahmet Öztürk çok umutlu.İlaç U.S.A'de piyasaya sürüldü ancak henüz TR'de ruhsatı yok ve ilaç soğuk zincir ilacı olduğu için yalnızca eczacılar birliği ithal ilaç vasıtası ile getirilebiliniyor. ancak henüz çok fazla talep yapılmadığı için işlemin vakit alabileceği söylendi. Fakat maalesef babamın çok bekleyecek gücü kalmadı gibi görünüyor,sizden ricam blogunuzda bu ilaçtan bahsederek talepte bulunmayı bekleyen hastalar var ise onlarla irtibata geçmemizi sağlayabilir misiniz. Birlik olup sağlık bakanlığının ve eczacılar birliğinin dikkatini çekmemiz gerekiyor. Eğer ilgilenirseniz gerçekten çok memnun olurum.mail adresim duygu_denizyilmaz@hotmail.com

Sevgiler...
Duygu Denizyılmaz.

12 Ocak 2013 Cumartesi

Yürümenin önemi

Son günlerde fazlaca yürümeye çalışıyorum. O kadar çok yararını gördüm ki, size de anlatmak istedim.

Nasıl olduğunu pek açıklayamam, fakat yürüdükçe, bedenimde bazı şeylerin yerli yerine oturduğunu hissediyorum.İlk başlarda zor geldi. Zaten, malum, çoğumuzun nöropati ile başı dertte. Yani ayaklarımız üzerine bastıkça acıyor. Fakat buna fazla takılmamak lazım, yürüdükçe nöropati de azalıyor.

Aslında ilk olarak, yazın, iyi bir ayakkabı alarak işe başladım. Büyük bir mağazaya gittim ve hemen hemen bütün yürüyüş-koşu ayakkabılarını denedim. Aslında bu kadar çok denemek pek yapmadığım bir şeydir. Fakat bu sefer özellikle, "ayağımın en çok rahat edeceği" ayakkabıyı bulmak istedim. Sonunda, stand görevlisi genç bir çocuk, bana "hava tabanlı" ayakkabılarla rahat edebileceğimi söyledi. Bu güne kadar hiç öyle bir ayakkabı giymemiştim, görünüşlerini de çok kaba (genç işi) buluyordum. Fakat deneyince rahatlığına pek şaştım.

Rahatlığının yanı sıra, görevli çocuk bana "eşit basmadığımı" söyledi. Baktım... Haklı... Bir ayağımın içine, diğerinin de dışına basıyorum. Birlikte, deneye deneye, "ne kadar yamuk basarsam basayım" ayağımın rahat ettiği "hava tabanlı" bir ayakkabı bulduk. Zaten diğerleri ile rahat etmem mümkün değildi.

O günden sonra, ayakkabının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Yürüyüşlerim zevk haline geldi. Tartan pistte koşar gibi (gençliğimde koşardım) yaylana yaylana yürümek hoşuma hitti. Ne kadar uzun yürürsem yürüyeyim, ayağım acımadı ve pek yorulmadım. Aldığım ayakkabının kumaş kısmı da, file şeklinde idi, dolayısıyla yazın sıcak günlerinde bile ayağımı terletmedi.

Bu kez, neden eşit basmadığımı, sağ tarafıma daha çok yüklendiğimi düşündüm. Bunun nedeni, senelerdir "sağ omuzuma asılı (ve ağırlığı 5 kilo civarında olan) bir bilgisayar çantasıyla dolaşmış olmam" olabilirdi. Bu kez, kendime bir sırt çantası buldum ve o günden sonra asla sağ (ya da sol) omuzuma bir ağırlık asarak dolaşmadım. Omurgamın rahatladığını farkettim.

Derken kış geldi, yazlık hava tabanlı ayakkabılarımla vedalaşıp, tekrar kışlık botlarıma döndüm. Onları da çok rahat olduğu için geçen sene) almıştım fakat uzun yürüyüşlerde beni yorduğunu farkettim.

Bütün bunları, küçük detayların, bizim için ne kadar önemli olabileceğine dikkatinizi çekmek ve sizi de yürümeye teşvik etmek için yazıyorum. Kendinizi çok kötü hissetmiyorsanız, kısa da olsa yürümeye çalışın. Gazetelerde okumuşsunuzdur, Amerika'da doktorlar hastalarına artık günde en az yarım saat "orta-yüksek" tempolu yürüyüşü ilaç olarak yazıyorlarmış. O tempoda olmasa da, bizler de yürümeliyiz.

Yürümeliyiz ki, bunca badireden sonra, omurgamız yeniden formuna kavuşsun, kaslarımız güçlensin ve bedeni sadece omurga taşımasın.. Kısacası ayakta kalan ve toparlamaya çalışan bedenimize yardımcı olalım.