Dikkat

Bu bloga girerken, kimsenin bilgisini istenmez, üye olmak gerekmez. Kişisel bilgilerinizi asla vermeyiniz.

Adres satırında myelomabilgi.blogspot.com.tr yazmalıdır.

 

5 Ekim 2016 Çarşamba

Yeni ilaçlar ve teknolojiler

Volki uygun : Umit abi yeni ilaclar veya calismalar varmi takip ettiginiz?

Valla Volki...Aslında çok çalışma var. En önemlisi Darxalex ki Kasım 2015'de yazmışım. Bu yeni ilaçlar önce Amerika ya da Avrupa'da kullanıma giriyor. Bizim bakanlık sonradan kullanıma izin veriyor. Oldukça gecikmeli olarak kullanıma girdiği için çok da yazmak istemiyorum aslında, çünkü ben bahsediyorum ama ilaç ortada yok...  Mesela, bildiğim kadarıyla Darzalex tedavisi daha başlamadı.

Tabi her gelişmeyi, ilacı bilmem imkansız. Bilenler bu yazıya yorumlarıyla katkıda bulunursa sevinirim.

Kanser ilacı geliştirme alanı maalesef çok büyük yatırımlar, ar-ge çalışmaları gerektiren ve aynı zamanda ilaç şirketleri için çok karlı" bir alan. Üniversitelerde doğan fikirler, araştırmalar, milyon dolarlar verilerek ilaç şirketlerince satın alınıyor ve ticari ürüne çevriliyor. Bir ar-ge çalışması, ilaç projesi haberi okusan bile, onun ilaca dönüşmesi, Amerikan ilaç idaresi (FDA) tarafından kabul edilmesi, piyasaya çıkması ve bizim sağlık bakanlığının onaylayıp "tedavide kullanılabilir" demesi yıllar alıyor.

Bir diğer üzücü olan şey de, bizim milli ilaç endüstrimizi darmadağın etmemiz. Artık yabancı ülkelerin, büyük ilaç üreticisi şirketlerin, kısacası kapitalizmin kucağındayız. Artık aşılarımızı bile kendimiz üretemiyoruz. (Bu arada grip aşısı yaptıranlar sakın Hindistan'dan gelen aşılardan yaptırmasın). İlaç geliştirmek için iyi kimyagerlere, biyologlara, laboratuarlara ihtiyacımız var. Fakat kalite gittikçe düşüyor, çünkü zeki çocuklar temel bilimler (fizik, kimya, matematik) okumak istemiyor.

Neyse… İyi haber şu ki, yeni nesil ilaçlar çok farklı. Çünkü eskiden ilaçlar sadece kanserli hücrelerin yayılmasını sınırlamak - durdurmak, ya da yarattığı komplikasyonları (hasarı) gidermek için üretiliyordu. Kanserli hücreleri öldürme girişimleri ise, normal hücrelere de çok zarar verdiğinden pek yapılamıyordu. Yani en önemli sorun normal hücrelerle, kanserli hücrelerin ayrılamamasıydı.
Bu dönem, hücreleri öldürmeden gözleyebilen son derece hassas mikroskopların geliştirilmesi ile aşılmaya başlandı. Eskiden hücreye elektron mikroskopları ile bakıldığında, hücre ölüyordu. Oysa şimdi, ilaçların, kimyasalların hücrenin içinde (özellikle de gen yapısında) nasıl değişimlere yol açtığı hücreye zarar vermeden gözlenebilmeye başlandı.

Yeni ilaçların çalışma yöntemlerini okusan inanmazsın; Sanki savaş strateji oyunu gibi. Örneğin bir kısmı, kanserli hücreleri işaretliyor ve işi bağışıklık sistemimizin asker hücrelerine bırakıyor. Onlar da işi bitiriyorlar. Bir kısmı (sadece) kanserli hücrelerin içine girip şişiyor ve onları patlatıyorlar. Bir kısmı kanser hücresini koruyan zarları (kale duvarlarını) eritiyor ve onları bağışıklık sistemi karşısında savunmasız bırakıyor.  Bir kısmı, hücrelerin içindeki DNA sarmallarına kodlanmış genleri yeniden düzenlemeye, bozulmuş gen yapısını tamir etmeye girişiyor. (Burada Nobel ödülü alan saygıdeğer bilim adamımız Prof. Dr. Aziz Sancar'a yürekten bir selam gönderiyorum. Kendisi iki bilim adamı ile birlikte hücrelerin hasar gören DNA'ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde Nobel kimya ödülünü kazandı).

Tabi ki tüm bu gelişmeler, farklı ilaçların hazırlanabilmesine, test edilebilmesine büyük olanak sağladı.

Ve işin ilginç yanı ne biliyor musun? Kanser (muhtemelen) bir virüs ve hücrenin içine girdiğinde iki şey yapıyor:

1- Ele geçirdiği kanserli hücrenin gen yapısını değiştirip, kendini ölümsüz kılıyor.
2- Genleri, komşu hücreleri ele geçirme konusunda yeniden programlıyor ve hızla yayılıyor.

Anlayacağın:

1- İçimizde son derece komplike bir savaş var. Ve bizim bir şeyden haberimiz yok.
2- Kanser işi çözüldükçe, hayatı uzatmak hatta ölümsüzlük işi de çözülüyor.
3- Kanser, küçümsenecek bir mikrop, virüs falan değil. Son derece zeki ve vahşi bir canlı türü.
4- Bu ilaçları hemen bulamayacağımıza ve imam yetiştirerek imal edemeyeceğimize göre, yapabileceğimiz en iyi şey, neşemizi muhafaza etmek. Çünkü tuhaf bir şekilde, bağışıklık sisteminin gücü, yaşama arzumuza çok bağlı. Bu ilişki çok net biliniyor.

Sözü Aşık Veysel denen büyük bilge ile kapatalım. Bak ne diyor:

Anlatamam derdimi dertsiz insana
Derd çekmeyen dert kıymetin bilemez
Derdim bana derman imiş bilmedim
Hiçbir zaman gül dikensiz olamaz

Gülü yetiştirir dikenli çalı
Arı her çiçekten yapıyor balı
Kişi sabır ile bulur kemali
Sabretmeyen maksudunu bulamaz

Ah çeker aşıklar ağlar zarınan
Yüce dağlar şöhret bulmuş karınan
Çağlar deli gönül ırmaklarınan
Ağlar ağlar göz yaşların silemez

Veysel günler geçti yaş altmış oldu
Döküldü yaprağım güllerim soldu
Gemi yükün aldı gam ilen doldu
Harekete kimse mani olamaz